Dövme Sildirme

Moda,ergenlik statüsü,gençlik arzuları,kendine öne çıkarma çabaları ve daha bunun gibi daha bir çok sebep.. Herkes gençliğinde hatalar yapabilir. Hele ki bu hatalar düzeltilecek bir seviyede ise üzülmeye,canınızı sıkmaya hiç gerek yok.

Zamanında verilen yanlış kararlar ile vücudunuzun belirli yerlerine yaptırılan dövmelerden ötürü pişman olabilirsiniz ve ya bu gerek toplum gerek aile baskısından ötürü belli başlı sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Genel anlamda çevrenden duyduklarımızı birbirine harmanlarsak vücudumuzun görünen yerlerine dövme yaptırdığımız zaman askerlik,iş,aile ve ya arkadaş çevresinde sorun yaşamamız mümkün olabilir.

Gelişen teknolojiler ile birlikte dövme sildirme olayı artık yeterince yayılmış durumda. Bunun çeşitli etkenleride var tabi; mesela dövmenizi yeni yaptırmış bulunuyorsanız eski bedeninize dahi kavuşmanız mümkün. Bu işlem ciddi anlamda yayılmış bulunmaktadır. Bu iş üzerine güzellik merkezleri,iş alanları açılmaktadır.

İnsanoğlunun yapısında pişmanlık,keşke duygusu barındığı için bu tür çeşitli arayışlara girmiştir.

Lazerle Dövme Silme İşlemi Nasıl Gerçekleşmektedir?

Aslına bakarsanız bu işlem sadece bir makine ile gerçekleşiyor. Tabi bunun yanında kendi vücudumuzun bize yardımını asla es geçemeyiz.

Ayarlanan lazer ışınları pigmentleri hedef alıyor. Dışardan ciddi bir sıcaklık ve etki görüyorda diyebiliriz. Bunun karşısında pigmentler birbirinden ayrılıyor ve kopmaya başlıyor. İşte asıl burada bizim vücudumuzun savunma mekanizması devreye giriyor. Nasıl vucüda zararlı bir virüs girdiği zaman dışarı atmak için uğraşıyorsa yapısı bozulmuş pigmentleride aynı şekilde vücudumuzdan uzaklaştırıyor.
dövme sildirme

Lazer ile her dövmeyi silmek mümkün müdür ?

Dövme silme işlemi cildinize göre istemeseniz dahi değişiklikler göstermektedir. Mesela sizle birlikte bir arkadaşınızda vücudunun aynı yerine aynı dövmeleri yaptırmış olsun. Eğer ten renkleriniz farklı ise ve ya cilt yapınız değişik ise elbette görünümde farklı olacaktır. Buna dahilen silme işleminde de değişikliler ortaya çıkması beklenebilir. Bunun dışında başka etkenlerde bulunmaktadır. Kullanılan boyanın cinsi,dövme yaşı,dövmenin yoğunluğu gibi..

Dövme ve Cilt Renginin Lazerle Silme İşlemine Etkisi

Evet beklide hiçbir zaman vücudunuz eskisi gibi saf ve temiz olmayacak fakat bi nebzede olsa değişiklikleri hissetmiş görmüş olacaksınız. Lazer yoğun renkleri daha kolay çıkarmaktadır. Koyu renklerde açık renklere nazaran daha fazla başarı edilmiştir. Mesela siyah renk bir dövmeyi çıkarmaktansa mavi rengini çıkarmak daha zordur. Bunun sonucunda sizde düşünmüşsünüzdür ki açık ten rengi-koyu renk dövme de en iyi sonuç alınmaktadır.

Kullanılan Boyaların Lazerle Silme İşlemine Etkileri

Biz çok sevdiğimiz cisim,varlık,söz vb. karakterleri vücudumuza dövme olarak yaptırıyoruz fakat bunun sağlık derecesini hiç düşünmüyoruz. O kullanılan boyalar ne kadar sağlıklı bizim vücudumuz ne derece etkisi olur bilinmez. Fakat şu bir gerçektir ki vücudun dışarıya atması daha kolay olan boyalar vücuttan daha rahat çıkarılır.

Dövmede Kullanılan Uygulamanın Lazerle Silme İşleminde Etkisi

Her dövme aynı olmayacaktır. Aynı zamanda dövmenin içinde bazı yerler daha yoğun bazı yerler daha açık bulunacaktır. Lazer sırasında, dövme yapıldığı zaman ki kullanılan materyallerinde etkisi olacaktır. Boyanın yoğunluğu ile zamanla atılma işleminde de değişiklikler yaşanacaktır.

Dövme Yaşının Lazerle Silme İşleminde Etkisi

Dövme yaptırdığınız tarih ne kadar geç ise vücuttan atımı daha kolay olacaktır. Bunu şu şekilde de düşünebilirsiniz; Vücudunuzda ki eski dövmeler zaman geçtikçe güneş,ölü deri atımı,pigment değişimleri vb. sebeplerden ötürü daha solgun bir görünüm kazanacaktır. Bu sayede deriden atımı daha kolay olacaktır.

Tedavi için Kullanılan Makinenin Lazerle Silme İşleminde Etkisi

Tedavide kullanılan makinenin silme işleminde etkisi büyüktür. Bu işlem 2 tip makine kullanılır. Birisi açık renkler için diğeri ise koyu renkler için. Açık renkler için kullanılan makine tipi KTP Q-Switch Laser’dir. Koyu renkler için ise Nd:Yag Q-Switch Laser tipi kullanılır.

Lazer ile Dövme Silme İşlemi Her Yaştan İnsana ve Her Bölgeye Uygulanır mı?

Sizler ve ya çevrenizdekiler böyle bir işlemi yapmayı düşünüyorsanız öncelikle güvenilir bir yere başvurmalısınız.

Kıl gelişimi tamamlanmamış küçük yaştaki insanlara uygulamak sakıncalıdır. Bunun sonucunda kıl kökleri uyarılıp ters etki yaratması mümkün olabilmektedir. Her hangi bir bulaşıcı hastalık,hamile bayanlar ve bilhassa açık yaraların üstüne uygulanması sıkıntılı bir olaydır. Hassa bölgelerde sorun çıkarma olasılığı yüksektir.

Peki Onca Zahmete Girip Yaptırdığımız O Güzel Dövmeler Bütünü ile Vücudumuzdan Kayboluyor mu?

Evet asıl can alıcı ilk sorumuzun cevabı burada. %100 silme işlemi bu güne kadar olmamıştır. En fazla %90 lık bir kısma yaklaşılmıştır. Açık ten rengine sahip olan insanlar bu konuda biraz daha şansı diyebiliriz. Vücutlarında basit ve siyah bir dövme var ise diğer ten renklerine göre rahatlıkla silinebiliyor.

Biraz da Tedavi Yöntemleri Hakkında Bilgi Verelim.

Bu bölümü 3 safhada inceleyebiliriz;
İlk evrede lazer yardımı ile silinen evreler zamanla beyaz rengi alıp kırmızı-pembemsi bir hal alırlar. Hemen ardından yara dökmeye başlar ve saydam bir yüzey ile kaplanır. 2-4 hafta içinde kabuk bağlayan yüzeyler dökülmeye başlar. Bu işlemlerin ardında kızarık bir yüzey baş gösterir. Belli bir süre geçtikten sonra da dövmenin ne kadar yitirildiği belli olur.

Ben Bundan Kaç Seansta Kurtulabilrim?

Bu sayı kişiden kişiye kişiye değişiklik gösterebilir. Bir seanstaki gelişmeden yeteri kadar memnun olan hasta da bulunur ancak on seanslık bir işlemden memnun olmayan hasta da bulunabilir.
Siyah renkli olan sade ve basit dövmeler genelde 1-2 seansta tamamlanırken daha karmaşık ve birden fazla renk içeren dövmelerin tamamen temizlenmesi yaklaşık 10-12 seansı bulabilmektedir.

Bir Seans Kaç Dakikadır? Seansların Arasında Ne Kadar Süre Olur?

Seans süresi tahmin edilebildiği gibi kişiden kişiye, dövmenin büyüklüğü ve rengine göre değişebilmektedir. Bir seans 5 dakika sürerken diğer bir ameliyat saatlerce sürebilir. Ancak 5 dakikalık 10 seans yapılacağına 1 saatlik 2 seansta halletmek daha çok tercih edilir. Ancak tercih sahibi sizsiniz. Önünüze böyle seçenekler sunulacaktır. Uzun seanslar mı kısa seanslar mı bunların hepsini siz seçeceksiniz. İki seans arası bölgenin kullanılıp kullanılmadığına bakılarak 2 veya 3 ay aralıklarla yapılmaktadır.

Seanstan Önce Dikkat Etmeniz Gereken Noktalar.

Seanslardan önce kesinlikle güneş banyosu veya solaryum yapılmamalıdır. Eğer böyle bir şey yapılmış ise uygulamaya en erken 3 gün sonra başlanılmalıdır.

Seanstan Sonra Dikkat Etmeniz Gereken Noktalar.

Bu tür bir uygulamadan sonra tedavinin uygulandığı bölge kapatılmalı, bu bölge 24 saat kapalı kalmalı ve bu 24 saat boyunca bu bölgeye kesinlikle hiçbir damla su değdirilmemelidir. Tedavi yapılan bölge kuruyacak ve kabuk tutacaktır. Bu bölge günlük olarak nemlendirilmeli ve üzerindeki kabuklar temizlenmelidir. Ayrıca tedavi uygulanan bölge kabuk tuttuğu sürece direkt güneş ışığına temas etmemelidir. Aynı şekilde bu bölge solaryum ışınlarına da maruz kalmamalıdır. Son olarak tedavi uygulanan bölgede oluşan yaraya kesinlikle ağda, epilasyon gibi herhangi bir işlem uygulanmamalıdır.

Kepek

Kepek Oluşumu

İnsan vücudunda eskiyen deri yenilenebildiği gibi, saçlı deride kendini yeniler. Saçlı deride kendini hafif veya orta dereceli kaşıntı ve beyaz pul pul döküntü ile gösteren rahatsızlık kepek oluşumudur.

Kepek en sık rastlanan deri rahatsızlıklardandır. Tedavi edilmediği durumlarda seboreik dermatit, mantarlı ve yağlı egzama, sedef gibi deri hastalıklarına çevirebilir. Egzama ve sedef gibi deri hastalıklarının en büyük sebebi stres kaynaklı olmasıdır. Eğer saçınızda kepeklenme başladıysa ve siz yoğun stres altındaysanız, kalıcı deri rahatsızlığına yakalanmamak için uzman bir cildiye hekime başvurun.

Birçok insan saçlarındaki kepek oluşumunun, saç derisinin kuru olmasına bağlarlar. Bu yüzden, saça zarar vereceğini düşünerek, saç yıkama işlemini azaltırlar. Oysa bu yanlış bir kanıdır. Kepeğin altında kuruluk sebebi yatsa da, esas olan saç derisinin altında yaşayan fakat, bilinmeyen sebepten ötürü üretimi çoğalan, Pityrosporum Ovale adlı mantardır. Bu mantar çoğaldıkça kepek oluşumu artar ve egzama gibi deri hastalığına yol açar.

Kepek Nasıl Önlenir?

* Güneş ışınlarının saç derisine olumlu etkileri vardır. Saç derisinin D vitamini alması gerekebilir. Sabah saatlerinde veya ikindi saatlerinde gün ışığında güneşlenebilirsiniz. Aşırıya kaçmadan…

* Çinko eksikliği yada yetersizliği kepek oluşumunu etkiler. Çinko takviyesi ve yanında destekleyici olarak vitamin, mineral ve protein içerikli gıda takviyesi kullanabilirsiniz.

* Saç kurutma işlemi, yani saç ve saç derisini yüksek ısıya maruz bırakmak, fön çekmek, saç derisinde kepek olarak geri dönecektir.

* Sık kullanılan saç spreyleri, joleler ve kimyasal içerikli saç boyaları, saç diplerine zarar vererek hücre ölümüne yol açarlar. Saç yenilenebilmek için, ölü hücreli saç derisini atmaya başlar. Bu sebeple kullanılan kimyasal içerikli ürünler, kepeğe sebep olduğu için, daha az kullanılması, mümkünse hiç kullanılmaması önerilir.
Kepek-Nasıl-Önlenir

* Hava kirliliği, toz, kimyasal içerikli ürünler vb. saç derisine yapışarak zarar vermektedir. Bu sebeple saçların düzenli yıkanması çok önemlidir. Haftada en az 2 kere yıkama işlemi uygulamak, hem deriyi rahatlatacak, hem de saç dökülmesi gibi durumları en aza indirecektir. Ayrıca, şampuanınızı özellikle doğal ürünlerden yada en az kimyasal içeren ürünlerden tercih etmelisiniz. Çok sıklıkla şampuan değiştirmeyin. Şampuanınızı yılda en fazla 2 kere değiştirin.

* En önemli madde ise, bol su tüketimidir. Saç derisi dahil, vücuttaki derinin tamamı sudan beslenir ve canlanır. Bu sebeple günlük su tüketimini arttırın.

Kepeğe Karşı Bitkisel Çözümler

Aspirin kürü ile kepekten kurtulabilirsiniz.
Yapmanız gerekenler ; 2 tane aspirini toz haline getirin. Saçınızı yıkacağız şampuandan elinize bir miktar alın ( saçı köpürtecek kadar yeterli) ve aspirinle elinizde karıştırın. Bu karışımla saçınızı köpürterek masaj yapın, 2 dakika bekleyin ve sonra durulayın. Ardından normal sampuanla saçlarınızı tekrar yıkayıp durulayın. Bunu her akşam yatmadan önce en az 1 hafta uygulayın.

Limon ve sirke kürü ile kepek sorunu önlenebilir.
1 tatlı kaşığı limonun suyu ile doğal elma sirkesinden 2 tatlı kaşığı ekleyerek karıştırın. Bu karışımı saç derinize masaj yaparak uygulayın. Saçınızı havlu ile sarın ve yatın. Sabah olunca saçınızı yıkayın.

Kepek önleyici maske uygulayabilirsiniz.
Yarım kahve fincanı soya yağı, 1 çay kaşığı okaliptus yağı, 1 tatlı kaşığı biberiye yağı, 1 çorba kaşığı elma sirkesi, 1 kahve fincanı su. Tüm bu malzemeleri karıştırın ve boya sürer gibi saç diplerinize uygulayın ve saçların kepekten arınması için saçınızı tarayın. Kafanızı streç film yada naylon bir poşetle sarın ve 2 saat bekleyin. Daha sonra sulandırılmış bir şampuanla saçınızı yıkayın. Haftada 1 kere olmak şartıyla 4 hafta uygulayın. İsteğe bağlı olarak karışımın içine 2 adet aspirin ekleyebilirsiniz.

Isırgan otunun iyileştirici etkisinden faydalanabilirsiniz.
750 mililitre kaynamakta olan suyun içine 2-3 tutam ısırgan otu atın (ısırgan otu kuru yada taze olabilir). 3 dakika kaynattıktan sonra, süzerek ılımaya bırakın. Ilıyan ısırgan suyu ile saçınızı iyice ıslatarak yedirin ve saçta 30 dakika bekletin (bu uygulama için saç temiz olmalıdır). Daha sonra saçınızı ılık su ile durulayın.

Binbirdelik Otu – Sarı Kantaron

Binbirdelik Otu – Sarı Kantaron

Sarı kantaron bitkisi Kılıçotu, Mayasıl otu, Yaraotu, Kanotu olarakda adlandırılır. Sarı kantaron otu uzun süredir Avrupa’ da ruhsal bozukluklara bağlı hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır.
Bu bitki Avrupa’da gelişi güzel yerlerde yetişmektedir. Yani bu bitkiye orman, yol kenarlarında, tarlalarda rastlamak mümkün. Son zamanlarda Amerika’ da bu otun kullanımı yaygınlaşmıştır. Kuzey Amerika’ da da bitkinin yetiştiği yerler görülmeye başlamıştır.kırlarda bile yetiştiği görülmektedir. Geçmişte Haçlılar kesik ve çiziklerin iyileşmesi için sarı çiçekleri kullanırlardı. Bu çiçekler zeytinyağında bekletilip yağın rengi kırmızıya dönünce tedaviye hazır hale gelirdi. Eski çağlarda Yunan ve Romalılar tarafından bitkiler yapılan büyülerin etkisinden korunmak için yaygınlaşmıştı. Bitkilerin hazırlanma aşaması çiçeklerinin ve tomurcukların kurutulması ile başlamaktaydı. Elde edilen kurutulmuş çiçekler kullanım için hazır hale getirilmekteydi.

Sarı Kantaron Otu Özellikleri
Bitkinin bileşenini Hypericin ve pseudohypericin oluşturur. Ancak bu bileşenlerin bitkideki oranı sadece %0.05-0.3’ dür. Bu bileşenler bitkinin karakteristik yapısını oluşturur.
sarı kantaron

Sarı Kantaron Kullanım Alanları:
Depresyon
Sarı kantaron bitkisinin tedavide kullanılması Almanya’ da yayılmaya başlanmıştır. Ilımlı depresyonlarda, sıklıkla kullanılan, hatta etkisinin iyi olduğu bilinen antidepressanlar yerine tercih edilmeye başlanmıştır. Bu bitki bitkisel tedavi yöntemlerini seven ve uygulayan uzmanlar tarafından tavsiye edilebilmektedir. Birçok uzman özellikle menepoz dönemindeki kadınların yaşamış oldukları ruhsal problemlere karşı iyi geldiğini savunmaktadır. Avrupa’ da bu bitkinin antidepressan özelliği taşıdığına dair birçok araştırma yapılmaktadır. Amerika’ da da bu yönde çalışmalar devam etmektedir. Ancak bütün bu çalışmalara ve analizlere rağmen bitkinin antidepressan güvenilirliği ve etkisi taşıdığı kanıtlanmamıştır.
Bitki, uykuda beyindeki melatonin salınımını etkilediği bu yüzden uykunun derin olmasını sağladığı bilinmektedir.
Kesin bir bilgi olmamakla birlikte bitkinin konsantrasyonu güçlendirdiği, kavrama yeteneğini arttırdığı söylenmektedir.
Antienflamatuar, antibakteriel, antiviral etkileri söz konusudur.
Melanin kaybı ile yaşanan derideki kısmi renk değişiklikleri ve karakterize vitiligonun tedavisinde etkilidir.
Ülser tedavisi gören hastalarda da kullanıldığında yarar sağladığı belirtilmiştir.
Avrupa’ da romatizmal ağrıların giderilmesinde, gut hastalığı, ishal ve yatağa kaçırma gibi durumlarda da kullanılmış ve tedaviye olumlu cevap alınmıştır.
Sarı kantaron bitkisiyle ilgili Avrupa araştırmalar halen devam etmektedir.

Sarı Kantaron Otu Kullanım Şekli:
Hazır tabletleri mevcuttur. Kapsül olarak da hazırlanmıştır. Ayrıca çay şeklinde de tüketilebilir.
Yan Etkiler Ve Etkileşimleri
Hamilelikte kullanımı ile ilgili yeterli bir çalışma yapılmamıştır. Bu yüzden hamilelerin kullanması önerilmemektedir. Bitkinin ışığa karşı duyarlılığı vardır. Bu etki kullanım anında açık tenli kişileri etkiler. Bu yüzden ışıklı ortamlarda kullanılmaması önerilir.

Satı Kantaron Otu Yan Etkiler
Bitki ışığa karşı duyarlılık gösterdiği için veterinerlik ile ilgili araştırmalar otun bu dalda zehirli otlar grubuna sokmuştur. Bu otu tedavi sürecinde kullanan bir insanın 4 hafta kadar bir süre içerisinde güneşe temas eden cilt bölgelerinde ağrılı yanıklar oluştuğu saptanmıştır. Sonrasında otun kullanımı durdurulmuş ve 2 ay ksdar bir süre içinde bu şikayetin sona erdiği görülmüştür. Sindirim bozukluklarıda gözlemlenen yan etkiler arasındadır. Kullanan bazı insanlarda allerjik reaksiyonlarada rastlanmıştır. Bunun gibi yan etkilerin görülmesi neticesinde kullanım durdurulmalıdır.

Bebeklerde Beyin Gelişimi

Son birkaç yılda teknoloji ilerledikçe insan beyni hakkında son derece şaşırtıcı bir takım gerçekler meydana çıkmaya başladı. Pet scan isimli teknoloji sayesinde beyin faaliyetleri birebir görülebilir ve ölçülebilir hale gelmiştir. Önceki yıllarda beyin gelişiminin sadece genetik etkenlere bağlı olduğu sanılırdı ve sonradan yapılacak müdahalelerin beyin gelişimini etkilemeyeceği düşünülüyordu. Ancak sonradan yapılan araştırmalar gösterdi ki çevresel faktörler beyin gelişimini olumlu veya olumsuz yönde etkilemektedir.
Fetüs 5 aylıkken 5 duyunun dokunmak ve duymak kısmının ikisini sahip olmaktadır. Minik kafasında her dakika 50,000 yeni hücre meydana gelir. 6. Aya geldiğinde beyin kıvrımları oluşmaya başlar ve 7. Aya geldiğinde bütün ömür boyunca sahip olacağı 100 milyar beyin hücresine sahip olur.
Hemen hemen her bir bebek görme, düşünme, duygu gibi fonksiyonlarını yöneten ortalama 100 milyar sinir hücresi ile doğmaktadır. Hayatı devam ederken de yeni hücreler eklenir. Doğum olduktan sonra ilk 8 ay içinde sinir hücreleri arasında bağ oluşumu son derece hızlı gelişir. Bu gelişim sonucunda 1000 tirilyon sinaps oluşmuşken, çocuk 10 yaşlarına ulaştığında sinaps sayısı kullanılmayanlar sebebiyle 500 trilyona iner.
Hangi müzik
Yapılmış olan birçok araştırma göstermiştir ki Mozart dinleyen çocukların IQ oranının % 30 derecede yükselmiştir. Öğrenme kabiliyeti 3 ila 10 yaş arasında en üst seviyeye ulaşmaktadır fakat hayat boyu devam eder. 10-18 aylarda ise bebeğin duyguları gelişir. İlk 10 yıl müzik, dil eğitimi ve bir hayat boyu devam edecek olan kabiliyetler öğrenilmektedir.
Yapılan istatiskler göstermiştir ki 18 ila 20 aylık bebekler her gün 10 kadar kelime öğrenir. Yani ortalama her 90 dakikada 1 kelime öğrenen bebekler, 6 yaşına geldiğinde ortalama 13000 kelime öğrenmiş olur. Tabi bu oran bebeğin beslenmesi, ilgilenilmesi, eğitimi ile de ilgilidir.
Beynin kısımlarından kısa söz edelim:
Serebral Kortex: Beyin yüzeyinde bulunan ince kabuktur.
Oksipital Lob: Kafa kısmının arka tarafında yer alan ve görme fonksiyonu ile ilgili olan bölümdür.
Temporal Lob: Beyin tabanında yer alır ve duyma, konuşma ve dil gelişimi ile görevlidir.
Parietal Lob: Duyusal uyaranlarla alakalıdır ve yan kısımlarda yer alır.
Frontal Lob: Alın bölümünde yer alır. Konuları analiz etme ve sorun çözme fonksiyonları ile alakalıdır.
Limbik Sistem: Bu bölüm duygular ve uzun vadeli belleği kontrol etmektedir.
Beyincik: Otomatik olarak gelişecek olan hareketleri ve dengeyi kontrol etmektedir.
bebeklerde beyin gelişimi

Bebeklerin, çocukların beyin gelişimi ebeveyinlerinin yaklaşımları ile çok alakalıdır. Bu nedenle şimdi bahsedeceğimiz birkaç konuda dikkat ederek bebeğin, çocuğun beyin gelişimini olumlu yönde etkileyebilirsiniz.
Çocuklarınıza karşı sıcakkanlı ve sevecen yapılı olun. Zira çocuklar insan arası ilişkilerde çok duygusaldır. Bebeğe ne kadar sıcak yaklaşırsanız o kadar çabuk öğrenmesine fayda sağlarsınız. Bebeğe sık sık gülümsemek, konuşmak, dokunmak, şarkı söylemek beyninin gelişmesi açısından çok önemlidir. Gün içinde 3 defa yapacağınız 15 dakika süren hafif dokunuşlu masajlar bebeğinizin zeka gelişimi açısından çok faydalıdır.
Bebeğinizle onun anlayıp anlamayacağını önemsemeden konuşun, kitap okuyun böylece kelime hazinesi artacaktır. Daha kolay anlayabilecek hatta yaşıtlarına nazaran daha kolay konuşabilecektir.
Bebeğinize belli kalıpları öğretin ve onu şartlandırın. Örneğin uyku vakti geldiğinde perdeleri kapatırsanız, ninni söylerseniz bebeğiniz bir süre sonra bunu algılayacak ve perdeleri kapattığınızda, ninni söylediğinizde uyku vaktinin geldiğini algılayacak ve sorunsuzca uykuya dalacaktır.

Tavuk Dolması Tarifi

Dolma tarifleri arasında bence en doyurucu olan ve en lezzetli dolma tarifi, Tavuk dolması tarifidir. Özellikle misafir geleceği zaman, akşam davetleri için menü hazırlıyorsanız tavuk dolması tarifi tam size göre bir yemek tarifi. Hem yapılışı kolay bir dolma tarifi hem de sunumu çok güzel bir tavuk dolması. Tavuk dolması yemeği hazırlamadan önce tavuğun içini ve dışını iyice yıkayıp temizleyin. Tavuğun fırında bekleme süreside göz önüne alındığında pirinçlerin pilav kadar pişirilmemesine özen gösterin. Dolma yapacağımız tavuğun ne çok büyük nede çok küçük olmamasına dikkat edelim. Küçük bir bıçak ile tavuğun derisinin altına ve bazı bölgelerine küçük kesikler açarak çay kaşığı kadar miktarlarda tere yağ parçaları yerleştirin. Bu şekilde pişirme esnasında tavuğun derisinin kuruması önlenmiş olur.

Tavuk dolması malzemeleri

Orta büyüklükte bir bütün tavuk
200 gr ciğer
2 su bardağı pirinç
3 adet soğan
5 adet sivri biber
Yarım domates
2 yemek kaşığı tere yağ
1 çay bardağı zeytin yağ
1 yemek kaşığı dolmalık çam fıstığı
1 yemek kaşığı kuş üzümü
1 çay kaşığı yenibahar
2 dal tarçın
1 bardak su
Tuz ve karabiber

tavuk dolması
Tavuk dolması Tarifi

2 su bardağı pirinci çukur bir kapta ılık suyla 10 dakika bekletin ve yıkayın, süzün.
3 adet soğanı küçük küpler halinde doğrayın
Tencereye 2 yemek kaşığı tere yağ koyun. Onun üzerine doğradığınız soğanları boşaltın ve pembeleşinceye kadar karıştırın
Dolmalık fıstıkları ve kuşbaşı şeklinde doğranmış ciğeri tencereye boşaltın.
Pirinçleri de tencereye ilave edip karıştırın.
Sivri biberleri ince ince doğrayıp tencereye atın ve karıştırın.
Baharatları ve tuzu tencereye boşaltın üzerine bir bardak su dökün ve iç pilav suyunu çekene kadar yaklaşık olarak 10 dakika ateşte bekletin.
Tencerede hazırladığınız pilavı tavuğun içine doldurun.
Tavuğun içine yarım domatesi koyun ve fırın tepsisine alın, kenarlara 2 adet soğan koyun, üzerine tuz ve zeytin yağ dökün.
Fırın tepsisini ve tavuğu folyoya sarın. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 1.5 saat bekletin. Tavuk dolması yemeğiniz servise hazırdır. Afiyet olsun.

Şehriye Çorbası

Kolay çorba tarifleri içinde yer alan, özellikle bebek çorbası, çocuk çorbası olarak da bilinen şehriye çorbası, hem lezzetli hem de besleyici bir çorba tarifi. Tel şehriye ve arpa şehriye ile iki farklı şekilde yapılabilen şehriye çorbası, özellikle arpa şehriye çorbası ile çok doyurucu oluyor. Şehriye Çorbası, sofraların vazgeçilmezi olan çorbalar arasında en geleneksel ve en lezzetli çorbalardan birisidir. Çorbalar, hem lezzeti hem de sağlığa olan faydaları nedeni ile sıklıkla tercih edilen yemeklerdendir. Sulu bir yiyecek olması nedeni ile sindirim sisteminin çalışmasına da büyük ölçüde katkı sağlayan çorbalar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemelidir.

Şehriye Çorbası Malzemeleri

1 su bardağı şehriye
3 bardak sıcak su
1 yemek kaşığı margarin
3 tane domates
1 tane yeşil biber

şehriye çorbası

Şehriye Çorbası Tarifi

Lezzetli bir şehriye çorbası yapmak için öncelikle biberimizi ince ince doğruyoruz. Biberlerimizi doğradıktan sonra 1 yemek kaşığı margarini tencereye koyarak erimesini sağlıyoruz. Tencerede erittiğimiz margarinin içine biberlerimizi atarak bir miktar kavuruyoruz. Biberlerimiz kavrulurken, kabuklarını soyduğumuz ve doğradığımız domatesleri de üzerine ekleyerek bir süre daha kavurmaya devam ediyoruz. Burada dikkat etmemiz gereken ve süreyi belirleyecek olan, kavrulan domateslerin yumuşamış olması. Domateslerin yumuşamasının ardından göz kararı tuzumuzu ve 3 bardak sıcak suyumuzu da ekleyerek kaynayana kadar karıştırıyoruz. Kaynamaya başladığı zaman 1 su bardağı şehriyeyi de ilave ettiğimiz tenceremizi 10 dakika daha kaynamaya bırakıyoruz. Kaynarken karıştırmayı da ihmal etmiyoruz. 10 dakika sonra artık hazır olan çorbamızı, kaselere alabilir; maydonoz ve limon ekleyerek servis yapabiliriz. Şehriye çorbası, bu lezzeti tadacak herkese afiyet olsun.

Yaşlanmanın Cildimize Etkisi

Yaşlanmanın en belirgin ve gözle görülür belirtileri; saçlardaki ağarmalar ve ciltteki değişikliktir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte ciltte sarkmalar ve kırışıklıklar meydana gelir. Cildin içindeki yağı kaybetmesiyle birlikte; deri incelir ve eski hali gibi dolgun ve pürüzsüz gözükmez. Damarlar ve kemikler daha rahat görünebilir bir hal alır. Vücudun herhangi bir yerinde oluşan; çizik, darbe yada kesiklerin iyileşmesi daha uzun süre alabilir. Gençken yapılan güneş banyoları, yaş ilerleyince bronzlaşmanın yanı sıra; vücutta kuruluk, ciltte leke ve kırışıklıklara neden olabilmektedir. Hatta daha ilerleyen safhalarda kansere bile neden olabilmektedir.
Cildin, vücutta üstlendiği pek çok görev vardır. Cilt en temel olarak, vücudumuzu dış ortamın etkilerinden korumaktadır. Vücut ısımızı korumaya yardımcı olur, dokunma, ağrı ve basınç gibi duyguları hissetmemizi sağlayan sinir reseptörleri de, derimizde yer almaktadır. Tüm bunların yanında derimiz; vücudun sıvı ve elektolit dengesini korumakta önemli bir görev üstlenmektedir.
Cilt, üzerinde birçok katman olmakla birlikte temelde 3 ana kısma ayrılarak incelenebilir.
1 – Dış Kısım (Epidermis): Bu kısım deri hücrelerinde protein ve pigmentler içermektedir.
2 – Orta Kısım (Dermis): Kan damarları, sinirler, yağ bezeleri ve kıl foliküllerinin bulunduğu kısımdır. Bu kısım, epidermise gerekli olan besinleri sağlamaktadır.
3 – Dermisin Altındaki Kısım: Bu kısımda ise; ter bezleri, kan damarları, bazı kıl folikülleri ve yağ içeren deri altı tabaka bulunmaktadır.
Her bir tabaka, derinin esnekliğini ve dayanıklılığını arttırmak üzere kallojen lifleri ile birlikte, bağ dokusu içermektedir. Yaşlanma sonucu cildin dış deri tabakası (epidermis) , hücre tabakalarının sayısı değişmez fakat yapı olarak incelir.
Bağ dokusunda yaşanan değişiklikler sonucu, cilt elastikiyetini ve gücünü kaybeder. Özellikle yaşamının büyük kısmını açık havada geçirenlerde ve daha çok denizcilerde bu durum yaşanmaktadır.
Yaşlanmayla birlikte, pigment içeren hücrelerin ‘melanosit’ sayısı azalma gösterir. Bununla berber geride kalan melanositlerin boyutları artmaktadır. Deri incelir ve daha soluk ve saydam bir görüntüye sahip olunur.
Deri altındaki yağ tabakasının incelmesi sonucu; vücudun yalıtım ve dolgu yeteneği azalarak incelir. Böylece yaralanma riski artar ve vücut ısısını koruma yeteneği azalır.
Yağ tabakasında oluşan değişikliklerin sonucu olarak, ter bezleri daha az ter üretir. Sıcak havalarda vücudun kendisini serinletmesi zorlaşır ve dolayısıyla sıcak çarpması riski artar.
Yaşlı nitelikte olan deri, genç deriye göre kendisini daha uzun süreçte onarır. Yara iyileşme süresi, 4 kata kadar daha yavaş gerçekleşebilmektedir.
yaşlanmanın cildimize etkisi

Kuru Cilt ve Kaşıntı

Yaşlı kişilerde; bacaklarının alt kısımlarında, dirsek ve kolların alt kısımlarında cilt kuruluğu görülmektedir. Kuru cilt; pürüzlü ve pullu bir yapı oluşturur. Kuru cildin oluşması için aşağıda birçok neden sıralanmaktadır.
Yeterli miktarda sıvı tüketmemek,
Güneşte uzun süre kalmak,
Çok kuru havada bulunmak,
Sigara tüketimi,
Stres altında yaşamak.
Yaşlanmanın sonuçlarından birisi olarak, ciltteki yağ ve ter bezlerinin kaybedilir. Erkeklerde yağ bezelerinin kaybı daha az hissedilmektedir. Kadınlarda özellikle menopoz dönemi sonrası erkeklerde ise 80 yaşından sonra yağ üretimi azalmaya başlar. Bu durumda cildin kurumasına ve kaşıntı oluşmasına sebebiyet vermektedir.
Diyabet ve böbrek rahatsızlıkları da kuru bir cilde sahip olunmasına neden olabilmektedir. Aşırı sabun ve parfüm kullanımı yada çok sıcak suyla yapılan banyolar, cildin kuruluğunu daha kötü bir hale dönüştürmektedir.
Yaşlı insanlarda cilt, oldukça incelmiş olduğundan, kaşıma sonuçları enfeksiyon ve kanamaya sebebiyet verebilmektedir. Bununla birlikte; basınç, titreşim, ısı ve dokunma duyularının yeteneği azalabilir. Cildin yaralanma riski artar. Çok kuru olan ciltte kaşınma ortaya çıktığı zaman, doktora görünmekte fayda vardır.
Losyon, merhem, krem yada benzeri nemlendiricilerin günlük olarak kullanılmasıyla; kuru ve kaşıntılı olan cilt rahatlatılır. Daha az banyo yapılması ve hafif etkili sabunların tercih edilmesi, cildin kendini toparlamasına yardımcı olmaktadır. Ilık ısıdaki suyla yapılan banyo, sıcak suya göre cildi daha az kurutmaktadır. Suya banyo yağı ilave etmek gibi tehlikeli yöntemler, küveti kayganlaştırır ve sakatlıklara sebebiyet verebilir.
Vücutta Oluşan Çürükler
Yaşlanmanın etkisiyle, dermis kısmındaki kan damarları daha kırılgan bir hal almaktadır. Bu durumda; deri altında kanama, morarma ve çürüklere yol açmaktadır.
Yaşlı kişilerde, gençlere oranla daha kolay çürümeler oluşmaktadır ve bu oluşan çürüklerin iyileşme süresi daha uzun bir zaman almaktadır. Şayet vücutta, özellikle giysilerle kapatılmış olan alanlarda sebepsiz yere çürümeler oluşuyorsa mutlaka bir doktora görünmelidir.

Ciltteki Kırışıklıklar

Yaş ilerledikçe ciltte kırışmalar oluşmaya başlayacaktır. Güneş kaynaklı ultraviyole (UV) ışınları, cildin elastikiyetini azaltmaktadır. Yerçekimi etkisi de, ciltte sarkma ve kırışıklıkların oluşmasına etki etmektedir. Sigara kullanımı gibi kötü alışkanlıklardan uzak durulması gerekmektedir.
Kırışıklıkları giderme konusunda, pek çok yöntem ve piyasada iddialı ürünler bulunmaktadır. Fakat hepsi güvenilir değildir. Bazı yöntemlerin uygulanması aşamasında ağrılar yaşanabilmekte hatta sağlık açısından tehdit bile oluşturabilmektedir. Bu yüzden, bu gibi yöntemler uygulanacaksa mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. Kırışıklıklar hakkında duyulan endişelerde bir dermatoloğa danışmakta fayda vardır.
Yaşlılık Lekeleri ve Et Benleri
Eski ismiyle ‘karaciğer lekeleri’ olarak adlandırılan yaşlılık lekeleri, çoğunlukla güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmanın sonucu olarak ve yıllarla birlikte vücutta oluşan büyük pigmentli, düz ve kahverengi yapıdaki lekelerdir. Bu lekeler, çillerden daha büyük yapıda olup çoğunlukla; el, yüz, kol, sırt ve ayaklarda görülmektedir. Yaşlılık lekeleri, zararsız yapıda olan lekelerdir. Şayet görüntü itibariyle rahatsızlık veriyorsa bir dermatoloğa danışılabilir. Ayrıca, güneş kremi kullanılarak güneşin sebep olduğu hasarların önüne geçilebilir.
Et benleri, kabarık yüzeyli ve genellikle et renginde olan küçük renkli oluşumlardır. Bu oluşumlar, özellikle kadınlarda yaşlandıkça yaygınlaşmaktadır. Çoğunlukla göz kapağı, göğüs, boyun ve kasık gibi kıvrımlı kısımlarda oluşmaktadır. Et benleri zararsız olmakla birlikte, kolaylıkla tahriş olabilirler. Et benleri, kişiyi rahatsız eden bir durum teşkil ediyorsa bir doktora görünmekte fayda vardır.
Cilt Kanseri
Cilt kanserinin temel sebebi, güneştir. Güneş lambaları ve bronzlaşma kabinleri, cilt kanserine sebep olabilir. Cildi korumak için yapılması ve dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:
– Cilt sağlıklı tutulmalıdır. Bireysel olarak güneşten çok hoşlanılabilir ancak cildin sağlığı için bu konuda dikkatli ve ölçülü olunmalıdır. Güneşte kalınan süre kısıtlı tutulmalıdır.
– Güneş ışınlarının en kuvvetli olarak etki ettiği, 10:00 – 16:00 saatleri arasında güneş ışınlarına maruz kalınmamalıdır.
– Gökyüzüne bakıldığı zaman parçalı bulutlu olarak görünse de; güneş, bulutların arasından insanlara ulaşmaktadır. Ayrıca suyun içinde durulmasıyla da güneşten korunmuş olunmaz.
– Güneşe direkt maruz kalınacağı durumlarda, güneş kremi kullanılması çok faydalı olacaktır. Dışarıya çıkmadan en az 15 dakika öncesinde güneş kremi sürülmesi ve her 2 saatte bir yenilenmesi çok faydalı olacaktır. Yüzdükten sonra, terleme ve cildin havlu ile ovalanmasından sonra güneş kreminin yenilenmesi gerekmektedir.
– Vücudun; boyun, kulak ve göz kısımlarını gölgeleyici şapka kullanımı yada diğer önemsenen kısımların koruyucu giysi ile kapatılarak güneşe çıkılması önemli bir önlemdir. Güneş ışınlarını çok büyük oranda bloke edecek olan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Şayet güneşte uzunca bir süre kalınacaksa; hafif, uzun kollu gömlek ve pantolon yada uzun etek giyilmesi, alınması gereken basit önlemlerdir.
Bronzlaşmaktan Kaçınılmalı
Güneş lambaları ve solaryum kullanılarak bronzlaşmaktan kaçınılmalıdır. Bronzlaşma hapları, güvenilirliği onaylanmamış olan haplardır. Ciltte yaşla birlikte birtakım değişiklikler görülmesi kaçınılmazdır. Ancak cildi korumak için yapılabilecek çok şey vardır. Ciltte herhangi bir endişe verici bir durum yaşanırsa mutlaka doktora görünmelidir.

Göz kanlanması

Göz Kanlanması Neden Olur?

Bir çok insanın hayatının belli dönemlerinde karşına çıkabilecek bir sorundur. Göz yüzeyinde bulunan minik damarların genişleyerek bir arada toplanması halinde oluşabilecek bir hastalıktır. Göz kanlanması genellikle iki gözde aynı şekilde görülür. Farklı durumların etkisi ile tek bir gözde de görülme ihtimali vardır. Büyük oranda toz, kaşınma, kuruluk gibi durumlarda başımıza gelir. Bunun dışında göz akında yoğun kırmızı bölge, subkonjonktival kanama gibi nedenlere de işaret olabilir.

Enfeksiyon kapan gözlerde, göz damarları şişerek açılmaya başlar.Bunun sonucunda göz yaşı akıntısı, bulanık görme gibi sorunlarla da karşılaşmak mümkündür. Konjonktivit, kornea ülserleri ve ya üveit gibi enfeksiyonlarda gözleri etkileyebilir.

Göz enfeksiyonlarında birey hiçbir şekilde kendi başına hareket etmemelidir. İlk önceliği doktora gitmek olmalıdır. Doktora gitme eyleminden önce bireyin evde yapabileceği birkaç muayene çeşitleri bulunmaktadır. Bazı göz kanlanmaları belli süre dinlenmenin ardından geçmektedir. Aynı zamanda lens takmamaya, gözünü mikroplardan korumaya, makyaj yapmamaya ve ellerini gözlerine değdirmemeye dikkat etmelidir.

Göz Kanlanmasının Nedenleri

Göz kanlanması nedenleri çok geniş etkilere dayanmaktadır. Basit bir olaydan dahi gözünüz hemen kanlanabilir. Şişip açılan damarların etrafa yayılması sonucu göze kan oturmaları gerçekleşebilir.

Az öncede bahsettiğim gibi herhangi bir göz kanlanmasında dahi uzman bir doktorun tavsiyesi alınmalıdır, verdiği tavsiyeleri dikkatle uygulanmalıdır.

göz kanlanması
Alerjik reaksiyonlar

Alkol ve sigara kullanımı

Akut glokom: gözde ani basınç artışı, göz tansiyonu

Blefarit: göz kapaklarının kenarında kirpik köklerinin iltihaplanması

Yüksek tansiyon: Vücudumuzun her yanını sarmalayan damarlarımız göz damarlarından da geçmektedir. Tansiyon değişikliği sonucu vücuttaki kanın akış dahi değişmektedir. Buda göz kanlanmasına sebep olabilir.

Göz yaşı kanalında tıkanıklık yaşama

Gözlerin yeterli yaş üretememesinden kaynaklanan göz kurulu

Belli saatlerde güneşe çıkılınca fazla ışık etkisi ile göz kanlanması

Hamilelik etkisi ile de gözlerde kanlanma meydana gelebilir. Hamilelik döneminde rahmin büyümesinden ötürü giden kan akışı artar bunu takiben diğer organlara kan yürümesinde sıkıntı yaşanabilir. Ayrıca büyüyen rahmin baskısından ötürü kan pompalama hızında değişiklikler ile karşılaşılabilir. Bu etkilerin sonucunda göz kanlanması oluşabilir. Fakat durum kalıcı bir şey değildir, gebelik dönemi bitince tekrardan eski haline döner.

Konjonktivit: Alerji veya enfeksiyon kaynaklı iltihaplanma anlamına gelen konjonktivit, göz kanlanmasının en yaygın nedenlerinden biridir. Bu enfeksiyon çeşidi genellikle temizlik esasına dayanır. Kirli eller ile gözlere dokunmak, dezenfekte edilmemiş lensleri gözlere takmak, bakteri barından bir cismin göze değmesi halinde de göz enfeksiyonu kapılabilir. Bireylerin hastalık dönemlerinde de(grip virüsü) göz kanlanması yaşanabilir.

Kontakt lens kullanımı: Dezenfekte edilmemiş bir lense sahip iseniz göz enfeksiyonu ile karşılaşmanız muhtemeldir. Kontakt lensler korneanın üstünde duracak şekilde tasarlanmıştır. Lens kullanan insanların kesinlikle uyması gereken kurallardan biri de lensleri ve lens sularını temizlemektir. Kötü bir alışkanlıktır ki lens kullanımın rahatlığına alışan bireyler belli bir süre sonra bu işi boşlamaktadırlar bu da lenslerin mikrop kapmasına hayliyle göz damarlarının şişmesine yol açmaktadır. Yukarıda da bahsettiğim gibi göz kuruluğu da göz kanlanmasına yol açar. Uzun süre lens kullanımı göz kuruluğu yaratır.

Kornea Ülseri: Konjonktivit ile arasında fark kornea ülserinde ağrı çekmenizdir. Kendi belli etmesi biraz farklı bir durumun göstergesidir. Kör olmaya kadar yolu vardır. Enfeksiyon ve ya yaralanma sonucunda da oluşabilir. Kornea ülseri olduğunuzda gözünüzde bir ağrı hissedersiniz ardından iriste gri ve ya beyaz bir yuvarlak oluşur. Kızarma, kaşıntı bulanıklık ,göz kanlanması gibi bir çok sebebi de beraberinde doğurur.

Ramotolojik Hastalıklar

Subkonjonktival Kanama: Gözün hassas zarının altındaki kanaması, kusma, hapşırma, zorlama gibi nedenlerden oluşur. Zorlanma durumunda damarlar yırtılır ve açılmaya başlar. Göz yüzeyinde küçük, parlak bir kan oturması meydana gelir. Oldukça tehlikeli gibi gözükse de vücuda bağlı olarak 2-15 gün aralığında geçmesi beklenir.

Tiroit Hastalığı: Her tiroit hastasında ortaya çıkan bir durum değildir. Bazı tiroit hastaları göz kuruluğu yaşayabilmektedirler bunun dahilinde göz kanlanması oluşabileceği gözlenmiştir.

Madde Bağımlılığı: Göz bebeklerinde küçülme,kan basıncında değişiklik meydana geldiği için göz kanlanması oluşabilir.

Uykusuzluk

Annelerimizin yegane kullandığı laflardan biri olan ‘ Uykusuzluktan gözlerin kan çanağına döndü’ çok doğru ve yerinde bir söz aslında. Uykusuzluk gözlerin kanlanmasında en büyük etkenlerden biridir.

Uzun süre bilgisayar,televizyon,telefon ekranına bakmak: Bunun asıl sebebi gözlerin okuma ve ya cisimleri seçme esnasında sürekli olarak göz kaslarını çalıştırmasından ötürüdür. Yorulan göz kasları daha fazla kan toplamaya başlarlar bunun sonuncunda da göz kanlanması oluşur. Bu ufak yorulmaları azaltmak adına ara ara kendinize molalar verebilirsiniz. Bilgisayar ve ya ortamın ışığında oynamalar yapabilir. Başınızı geriye doğru yaslayıp gözlerinizi birkaç dakika dinlendirebilirsiniz.
Üveit: Gözün üvea adının verildiği üç bölümden oluşur. Bu bölümler; iris, koroid ve silierdir. Daha halk içi açıklaması da gözün renkli ve orta bölümüdür. Yaralanma,enfeksiyon kapma,mantar,parazit gibi sebeplerden ötürü oluşur. Her üveit hastasının sebebi tam kesinleşemez belli tahliller sonucunda gerekli tedavilere başlanır.

GÖZ KANLANMASI NEDEN OLUŞUR ?
Göz üzerindeki küçük damarlar genişler ve kan toplar. Bu da gözlerin kırmızı ve kanlı görünmesine neden olur. Tek göz yada iki gözdede kanlanma olabilir. Bu kanlanma çoğu kez gözün tahriş olması, toz, alerji veya kuruması gibi sebeplerden de ortaya çıkabilir. Mesela göz akındaki fazla kırmızı bölge göz kanaması gibi genelde zararı olmayan bir sebebi gösterir.
Gözlerde enfeksiyon olduğu zaman, gözlerde kanlanma haricinde kaşıntı, akıntı ve bulanıklık gibi sorunlarda olabilir. Kornea ülseri, üveit ya da konjonktivit gibi enfeksiyonlar da gözlere etki edebilir. Gözdeki kanlanmayı tedavi etmek için kanlanmanın nedenini bulmak önemlidir.
Göz kanlanmalarının bazısı dinlenildiğinde kendiliğinden birkaç gün sonra geçer.Fakat bazı durumlarda doktorun tedavi uygulaması gerekebilir. Doktora görünene kadar gözleri mikroplardan uzak tutmaya çalışmak, lens takmamak, gözlere dokunmamak ve makyaj yapmamak gibi önlemler alabiliriz.

Göz Kanlanmasının sebepleri Nelerdir ?

Gözdeki damarların belirginleşmesi, göze kan oturması, gözün içinin kanlanması gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilecek olan göz kanlanmasının birbirinden farklı, birçok nedeni olabilir.
Göz kanlanmasının nedenleri gözdeki damarların genişlemesi, göze kan oturması, göz içinde kanlanma gibi değişik şekilde ortaya çıkar. Ağrı, acı yada görmede bozukluk gibi şikayetlere eşlik eden kanamalarda zaman kaybetmeden mutlaka doktora gidilmesi gerekir.
• Alerjik tepkimeler
• Göz tansiyonu ve gözdeki basınç artışı
• Alkol ve sigara
• Gözyaşı kanalındaki tıkanıklık
• Gözdeki kuruluk
• Güneş
• Kirpik köklerindeki iltihaplanma
• Hamilelikte vücuttaki bir çok değişiklik olur. Gözlerde kızarıklık, kan oturması bunlardan bazılarıdır ve doğumdan sonra kendiliğinden iyileşme gösterir.
• Alerji ve enfeksiyonun neden olduğu iltihaplanmaya konjonktivit denir ve göz kanlanmasının en çok rastlanılan nedenlerinden biridir. havluların ve kirli ellerin göze sürülmesi enfeksiyona sebep olan bakterilere yol açabilir. Lens kullananların da hijyene dikkat etmeleri gerekir. Bakteri haricinde grip taşıyan virüslerde enfeksiyona neden olabilir.
• Kontakt lens kullananların hijyen gibi lens kullanma talimatlarına dikkat etmeleri ve bu kurallara uymaları gerekir. Genelde lens kullanımına alışan kişiler bir zaman sonra bu kurallara dikkat etmeyerek bakteri, mikrop ve enfeksiyona yol açarlar. Uzun süre lens kullanmakta göz kuruluğuna, göz kuruluğu da göz kanlanmasına neden olan durumlardan bir tanesidir.
• Enfeksiyon ya da yaralanma sonucu kornea tabakasında oluşan yaralara kornea ülseri denir ve görme kaybına neden olacağı için önemlidir. Bu ülserde göz kanlanmasının dışında ağrı ve görme bozukluğu da başlıca belirtileridir.
• Romatizmal iltihabı hastalıklar
• Öksürme, hapşırma, ıkınma veya kusma gibi zorlayıcı hareketler göz kanlanmasının en çok rastlanan sebeplerindendir. Zorlanma sonrasında gözün üzerinde parlak bir kan beneği oluşur ve korkutucu görünebilir. Fakat acı yoksa genelde birkaç gün içinde kendiliğinden yok olur.
• Tiroit hastalığı göz üzerinde tahriş ve göz kuruluğu gibi kanlanmaya sebep olacak durumlara yol açabilir.
• Göz yaralanması, travma, toz , yabancı cisim vb kaçması
• Uyuşturucu kullanımı
• Uykusuz kalma
• Vücuttaki bütün damarları etkileyen hipertansiyon retinaya kan taşıyan göz damarlarını etkilemesi sonucunda göz kanlanması oluşur.
• Bilgisayar ekranına uzun süre bakmak, uygun olmayan ışıklı ortamda uzun süre okumak göz yorgunluğuna ve gözlerin kanlanmasına neden olur. Ara ara bilgisayar başından kalkıp gözleri dinlendirmek ve ışığı doğru ayarlamak gibi önlemler almak gerekir.
• Gözün renkli bölümünün ve orta tabakasının iltihaplanması durumuna üveit denir. En sık rastladığımız sebepleri enfeksiyon, yaralanma veya bağışıklık sistemi hastalıklarıdır.
• Göz kanlanmasının hangi nedenden kaynaklandığını anlamak zordur. Genelde ağrı, bulantı, kusma, görme bozukluğu, yaralanma, ışığa karşı hassasiyet gibi durumlar da göz kanlanmasıyla birlikte varsa hemen doktora gidilmesi gerekir.

Baba Olma Adımları

15 adımda baba olmaya hazırlanmak ister misiniz?

Bildiğiniz üzere kadınlar erkeklere nazaran çocuk sahibi olmaya daha alışıklardır. Gerek içgüdüler gerekse vücuden daha çocuk doğmadan çocuğa alışmışlardır. Ancak iş erkeklere gelince çocuk doğana ve o çocuğu kucağına alıncaya kadar baba olmak ne demek anlayamazlar. Şimdi babalığa daha önceden hazırlanmak, hislerinizin aniden değişmesini önleyebilmek amacıyla 15 adımda baba olma yollarımızı beraberce uygulayalım…
1-Eşiniz ile doktor kontrollerine gidin
Bilirsiniz ki hamilelik süreci baya uzun bir süreçtir. Hatta eşinizin anneliğe hazırlandığı bölüm hamilelik dönemidir. 9 ay boyunca çocuğu ile birlikte tek vücuttadır. Ancak babaların bu dönemde yapacağı iş kadınlara nazaran kat ve kat daha fazladır. Çünkü anne ne yaparsa yapsın o bebekle 9 ay geçirmek zorunda ve ister istemez ona bağlanmak zorundadır. Ancak babaların kat etmesi gereken çok yol vardır. Bunlardan birisi eşinizin kontrollerine onunla beraber gitmek olabilir. Her kontrol öncesi bebeğinizin sağlığını merak etmeniz kalp atışlarını duymak için kılı kırk yarmanız derken farkında olmadan babalık içgüdünüz içinize yavaş yavaş yerleşecektir.
2-Ultrason cihazınızda bebeğinizi izleyin
Tabi ki çalışmanız gereken bir iş var. Hatta büyük bir ihtimalle bu iş sizin hayatınızın yarısını çalmış durumda. Eğer sizin eşiniz ile birlikte her kontrole gitmeye vaktiniz olmuyor ise en azından ultrason kontrollerine gitmeniz hatta bebeğinizin o minik kalbinin ilk atışlarını duymanız babalığa atılan ilk adımda çok büyük bir ilerlemedir. Bebeğinizin farkına varmaya başlar onun için hayatınıza şekil vermeye başlarsınız.
3- Kendinizi eşinizin yerine koyup hamile olduğunuzu düşünün
Burada dalga geçilecek bir şey yok. Hamile olduğunuzu düşününden kasıt tabi ki de her gün süt içip hamilelik kıyafetlerini giymeye çalışmak değil. Ancak kendinizi eşinizin yerine koyup en az onun bebeği için kendini sınırladığı kadar sınırlamalısınız. Mesela alkole ve sigaraya mola vererek bu işe başlayabilirsiniz. Bu şekilde bebeğiniz için ufak tefek fedakarlıklarda bulunarak onu hayatınıza iyice yerleştirebilirsiniz.
baba olma adımları
4-Diğer babalarla konuşun
Eğer sizi biri anlayacak ise en iyi şekilde sadece bir baba anlayabilir. Çünkü o da bu adımlardan geçerek büyütmüştür çocuğunu. Babanız sağ ise onunla bu konulardaki endişelerinizi paylaşabilirsiniz. Hem içinizi rahatlatmış olursunuz hem de bebeğinizi nasıl büyütebileceğiniz hakkında ufak tefek bilgilere erişmiş olursunuz. Ayrıca kontrole gittiğiniz zaman oradaki diğer baba adayları ile sohbet edip onlar ile bu konuları konuşabilir, bu durumdaki insanların ne yaptığını öğrenebilirsiniz.
5-Bebeğiniz ile en yakın temas edebileceğiniz nokta “Eşinizin karnı”
Eşinizin karnındaki ufacık bir canlı ile iletişim kurmanın en önemli yolu eşinizin karnına dokunmaktır. Eşinizin karnına dokunarak bebeğinizin hareketlerini hissedebilir, ona şefkat gösterebilir gösterdiğiniz şefkat ile varlığınızdan haberdar edebilirsiniz. Bütün bunları yaparken onunla konuşabilirsiniz de. Böyle küçük şeyler bebeğiniz ile iletişim kurmada gerçekten çok işinize yarayacaktır.
6-Bebeğinize alacaklarınızı beraber seçin
Alışveriş bir erkek için cehennemde turistik bir tur gibidir. Kolay kolay hiçbir erkek alışveriş yapmayı sevmez. Ancak söz konusu sizin bebeğiniz olunca alışveriş, cennette birkaç saatlik bir tatil olacağından hiç kuşkunuz olmasın. Alacağınız şeyin içinde bebeğinizi düşünüyorsunuz. Bu sayede bebeğinizi de hayal etmiş oluyorsunuz. Beyler, kısacası bebeğiniz için alışveriş yapmak gerçekten çok keyifli bir eylem.
7- Eşinizle birlikte hayaller kurun
Bu adım bebeğinize alışmanız konusunda çok büyük adımlardan bir tanesi. Eşiniz ile bebeğiniz hakkında kurduğunuz her hayal altın niteliğinde. Çünkü bir nevi gelecekte nasıl yetiştireceğinizi planlamak gibi bir şey. Bu sayede birkaç dakikalığına bile olsa sanki çocuğunuz doğmuş da yanınızdaymış gibi hissedersiniz. Aşağı yukarı nasıl hissedeceğini tahmin edebileceksiniz yani. Ben denemenizi tavsiye ederim.
8- Duygularınızı saklamak elinize hiçbir şey geçirmeyecektir
Şuana kadar olan bütün adımları denediniz. Ancak hiçbir adım içinizdeki telaşı öldürmeye yardım etmedi veya hâlâ bir baba olacağınızı kabullenemiyorsunuz. Bu durumda yapılabilecek çok etkili bir adım daha var. Eğer bütün bunlar size yetmedi ise eşinize içinizi açın. Durumu anlatın. Eşiniz sizi olayın daha yakınlarına götürebilir. Hatta kötü niyetsiz bir tavırla sizi bütün olaylardan uzaklaştırabilir. Psikolojinizi beraber hazırlamaya yardımcı bir yöntem bu. Bilirsiniz ki içinizdeki sıkıntı dağı ağzınızdan döküldüğü kadar küçülür.
9-Profesyonel yardım isteyin
Yıllardır duyduğumuz kadarıyla anne ve babalık yaşanarak öğrenilir. Başka yolu da yok gibi gözükebilir. Ancak çocuğunuza bir oyuncak bebek alın. En az sizin kadar mükemmel bir anne/baba olacaktır. Ama o hissederek mi olmuştur. Tabi ki de hayır sizin yaptıklarınızı görerek sizden öğrenerek tam tesettürlü bir anne olmuştur. Buradan anlaşılacağı gibi annelik veya babalığa alışmak için biraz da öğrenmek gerekir. Objektif insanların fikirleri, daha önceden yazılan kitaplardaki fikirler, sizi baba olmaya oldukça hazırlayacaktır fikrimce. Ayrıca anne ve babalar için eğitim seminerleri düzenlenmekte. Bu seminerlere beraberce katılmanız sizin için çok önemli bir şey olacaktır.
10- Doğumu kesinlikle kaçırmamalısınız!
Evet. Üzerinden 9 ay geçti, ilk günkü heyecan yerini son günlerdeki heyecana bıraktı. Artık bebeğinizin eşinizin karnından değil de o güzel teninden seveceksiniz. Ancak önünüzde son zorluk var. Tabi eğer sizi kan tutuyor veya eşiniz adına çok korkuyorsanız bir zorluk bu. Aksi takdirde dünyada yaşanılıp yaşanılabilecek en güzel his bu.Düşünsenize sizin kanınızdan bir insan. Ne güzel değil mi? Peki siz onun dünyada aldığı ilk nefesi, attığı ilk çığlığı hatta ilk kez onu görmek istemez misiniz? Bunun için doktorunuzdan bir ricada bulunabilirsiniz. Eğer hastane için de bir sorun teşkil etmeyecek ise bu fırsatı kaçırmamanız babalık yolunda mükemmel bir deneyim olacaktır.
11- Eşinizin yerine bebeğinize bakmaktan kaçınmayın
Bebeğinize bakmanız babalık süresince kaçınılmaz bir durumdur. Ancak bunu ilk haftalarda yapmayı öğrenmeniz size her konuda bir avantaj sağlayacaktır. Hem eşiniz henüz yeni doğum yaptığı için bebek bakımını yapması sakıncalıdır hem de daha sonralarda size lâzım olacak bir deneyim sahibi olmuş olacaksınız. Ayrıca bilirsiniz ki doğumun hemen sonrasında anne ile bebek arasında çok yoğun bir bağlılık dönemi başlayacaktır. Bu bağ o kadar yoğundur ki babalar kendilerini bebekleri ve eşlerinden uzak yerlere dışlanmış gibi hissedecektir. Ancak sizin bebeğinizin altını değiştirmeniz, gazını çıkartmanız, gece yatarken kucağınıza almanız, onu sallamanız, sizin ile onun arasında çok çok kuvvetli bir bağ oluşturmada etkili bir yöntemdir…
12- Tıpkı annesi gibi onu emzirin
Bilirsiniz ki emzirmek anne ile bebek arasındaki bağ için hatırı sayılır bir önemi bulunan bir şeydir. Lakin babalarımızın gerek fiziksel gerekse gerçekçi olarak böyle bir şeyi yapması mümkün gözükmüyor değil mi? Şimdi anlatacağım adım biraz değişik bir adım da olsa siz ve bebeğiniz için etkili bir adımdır. Şimdi bu adımı eşiniz evde yok iken veya o uyuyorken yapmanız daha etkili. Çünkü bebek annesi orda dururken bir biberonu seçmeyecek kadar akıllıdır. Biberonu süt ile doldurun. Ancak direkt olarak vermek bir işe yaramayacaktır. Onun için biberonu tam eşinizin memesinin hizasına tutturun ardından bebeği emzirmelik pozisyona alın. Bu sayede hem eşiniz ile bir nevi aynı duyguları paylaşmış olursunuz hem de bebeğiniz ile aranızdaki bağı biraz daha kuvvetlendirmiş olursunuz…
13-Önyargılar sizin için hiçbir şey olsun!
Bebeğinize bakmak sizin için zor bir durum olmasa bile ananeler, teyzeler, halalar ile aynı ortamda iseniz bu durum çok zor bir hâl alıyor. Sizi “Sen erkeksin, ne anlarsın?” düşüncesi ile bebeğinizden uzaklaşmaya zorluyor olabilirler. Ancak siz bunlara kulak asmamalısınız. Çünkü bebek eşiniz kadar sizin de bebeğiniz ve de emzirmek dışında her türlü konuda eşinize eşlik edebilirsiniz.
14-Bebeğinizin sağlığını yakından takip edin
Bu konu bazen çok çok önemli bir yer kaplayabiliyor. Çünkü bebeğinizin sağlığı öyle önemli bir yer kaplıyor ki hayatınızda her konuya telaş yapıp her konuda korkar iseniz bebeğinizi büyütmek sizin için çok zor bir durum haline gelebilir. Bebeğinizin kilosunun normal olup olmadığına, boyunun normalliğine ve bunun gibi birçok önemli nitelik ile başlayabilirsiniz. Ayrıca diyelim ki bebeğinizin ateşi çıktı. Her seferinde hastaneye mi götüreceksiniz? Bunun için yapılması gereken şeyleri araştırıp öğrenmenizin size çok faydası dokunacaktır.
15-Hiç kimse sizi mükemmel olmaya zorlamıyor
Her ne kadar her konuda çok dikkatli olmanız gerekse bile siz bir insansınız ve bilirsiniz ki her insan hata yapabilir. Ayrıca daha ilk defa bir bebeğiniz olmuşken bunun heyecanı bile yeterken sizin hata yapmanız çok olağan bir durum. Mükemmel olmaya çalışmak sizi içten içe üzecektir. Çünkü bunu unutmayın hiçbir hâlükarda herkesi memnun edemezsiniz.

Güzellik Maskeleri

Kadınlar için güzellik sınırları olmayan bir kavramdır. Her kadın ne kadar güzel olursa olsun, biraz daha güzel olmak için elinden geleni yapar. Elinden gelmeyeni ise mutlaka bulur ve satın alır. Güzellik maskeleri, sıkça kullanılan ve içerisindeki maddeler etkin maddeler olduğu sürece fayda sağlanılan maskelerdir. Ancak, gerçekten etkili olan güzellik maskeleri bir çok kadın için fazlası ile maddi yük anlamına da gelmektedir.

Günümüzde bilginin hızlı yayılması, güzellik maskeleri hakkında bir çok kadını bilgi sahibi yapmıştır. Artık kadınlar, güzellik maskeleri satın alıp doğrudan kullanmak yerine; bir çok malzemeyi bir araya getirerek kendi maskelerini kendileri yapmaktadırlar.

Evlerde yapılabilecek güzellik maskeleri, kolaylıkla bulunabilecek bir takım malzemeler ile yapılmaktadır. Limon, gül, çilek, salatalık, ıhlamur ve daha bir çok doğal ürün, maske yapımında güvenle kullanılabilir. Güzellik maskeleri konusunda, maskeyi yaparken ve uygularken dikkat edilmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Bu noktalar sağlık açısından çok büyük önem arz etmektedir.

Güzellik Maskeleri

Güzellik maskeleri yapılırken, malzemelerin karıştırılacağı kapların temiz ve hijyenik olması; aynı zamanda kullanılacak olan malzemelerin de iyice yıkanması ve temizlenmesi şarttır. Tüm bu şartlar sağlandıktan sonra hazırlanan güzellik maskeleri en fazla 15 dakika içerisinde kullanılmalıdır. Dışarıdan alınan maskeler, koruyucu maddeler içerdiği için uzun süre dayanabilir ancak koruyucu madde içeren hiç bir şey kesinlikle doğal değildir. Doğal olmayan malzemeler, kısa vadede cildinize güzellik katsa da, zaman içerisinde ciddi problemlere yol açabilmektedir.

Ev yapımı güzellik maskeleri; hem doğal, hem sağlıklı, hem de hazır maskelere göre çok daha masrafsızdır.