Tavuk Dolması Tarifi

Dolma tarifleri arasında bence en doyurucu olan ve en lezzetli dolma tarifi, Tavuk dolması tarifidir. Özellikle misafir geleceği zaman, akşam davetleri için menü hazırlıyorsanız tavuk dolması tarifi tam size göre bir yemek tarifi. Hem yapılışı kolay bir dolma tarifi hem de sunumu çok güzel bir tavuk dolması. Tavuk dolması yemeği hazırlamadan önce tavuğun içini ve dışını iyice yıkayıp temizleyin. Tavuğun fırında bekleme süreside göz önüne alındığında pirinçlerin pilav kadar pişirilmemesine özen gösterin. Dolma yapacağımız tavuğun ne çok büyük nede çok küçük olmamasına dikkat edelim. Küçük bir bıçak ile tavuğun derisinin altına ve bazı bölgelerine küçük kesikler açarak çay kaşığı kadar miktarlarda tere yağ parçaları yerleştirin. Bu şekilde pişirme esnasında tavuğun derisinin kuruması önlenmiş olur.

Tavuk dolması malzemeleri

Orta büyüklükte bir bütün tavuk
200 gr ciğer
2 su bardağı pirinç
3 adet soğan
5 adet sivri biber
Yarım domates
2 yemek kaşığı tere yağ
1 çay bardağı zeytin yağ
1 yemek kaşığı dolmalık çam fıstığı
1 yemek kaşığı kuş üzümü
1 çay kaşığı yenibahar
2 dal tarçın
1 bardak su
Tuz ve karabiber

tavuk dolması
Tavuk dolması Tarifi

2 su bardağı pirinci çukur bir kapta ılık suyla 10 dakika bekletin ve yıkayın, süzün.
3 adet soğanı küçük küpler halinde doğrayın
Tencereye 2 yemek kaşığı tere yağ koyun. Onun üzerine doğradığınız soğanları boşaltın ve pembeleşinceye kadar karıştırın
Dolmalık fıstıkları ve kuşbaşı şeklinde doğranmış ciğeri tencereye boşaltın.
Pirinçleri de tencereye ilave edip karıştırın.
Sivri biberleri ince ince doğrayıp tencereye atın ve karıştırın.
Baharatları ve tuzu tencereye boşaltın üzerine bir bardak su dökün ve iç pilav suyunu çekene kadar yaklaşık olarak 10 dakika ateşte bekletin.
Tencerede hazırladığınız pilavı tavuğun içine doldurun.
Tavuğun içine yarım domatesi koyun ve fırın tepsisine alın, kenarlara 2 adet soğan koyun, üzerine tuz ve zeytin yağ dökün.
Fırın tepsisini ve tavuğu folyoya sarın. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 1.5 saat bekletin. Tavuk dolması yemeğiniz servise hazırdır. Afiyet olsun.

Şehriye Çorbası

Kolay çorba tarifleri içinde yer alan, özellikle bebek çorbası, çocuk çorbası olarak da bilinen şehriye çorbası, hem lezzetli hem de besleyici bir çorba tarifi. Tel şehriye ve arpa şehriye ile iki farklı şekilde yapılabilen şehriye çorbası, özellikle arpa şehriye çorbası ile çok doyurucu oluyor. Şehriye Çorbası, sofraların vazgeçilmezi olan çorbalar arasında en geleneksel ve en lezzetli çorbalardan birisidir. Çorbalar, hem lezzeti hem de sağlığa olan faydaları nedeni ile sıklıkla tercih edilen yemeklerdendir. Sulu bir yiyecek olması nedeni ile sindirim sisteminin çalışmasına da büyük ölçüde katkı sağlayan çorbalar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemelidir.

Şehriye Çorbası Malzemeleri

1 su bardağı şehriye
3 bardak sıcak su
1 yemek kaşığı margarin
3 tane domates
1 tane yeşil biber

şehriye çorbası

Şehriye Çorbası Tarifi

Lezzetli bir şehriye çorbası yapmak için öncelikle biberimizi ince ince doğruyoruz. Biberlerimizi doğradıktan sonra 1 yemek kaşığı margarini tencereye koyarak erimesini sağlıyoruz. Tencerede erittiğimiz margarinin içine biberlerimizi atarak bir miktar kavuruyoruz. Biberlerimiz kavrulurken, kabuklarını soyduğumuz ve doğradığımız domatesleri de üzerine ekleyerek bir süre daha kavurmaya devam ediyoruz. Burada dikkat etmemiz gereken ve süreyi belirleyecek olan, kavrulan domateslerin yumuşamış olması. Domateslerin yumuşamasının ardından göz kararı tuzumuzu ve 3 bardak sıcak suyumuzu da ekleyerek kaynayana kadar karıştırıyoruz. Kaynamaya başladığı zaman 1 su bardağı şehriyeyi de ilave ettiğimiz tenceremizi 10 dakika daha kaynamaya bırakıyoruz. Kaynarken karıştırmayı da ihmal etmiyoruz. 10 dakika sonra artık hazır olan çorbamızı, kaselere alabilir; maydonoz ve limon ekleyerek servis yapabiliriz. Şehriye çorbası, bu lezzeti tadacak herkese afiyet olsun.

Yaşlanmanın Cildimize Etkisi

Yaşlanmanın en belirgin ve gözle görülür belirtileri; saçlardaki ağarmalar ve ciltteki değişikliktir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte ciltte sarkmalar ve kırışıklıklar meydana gelir. Cildin içindeki yağı kaybetmesiyle birlikte; deri incelir ve eski hali gibi dolgun ve pürüzsüz gözükmez. Damarlar ve kemikler daha rahat görünebilir bir hal alır. Vücudun herhangi bir yerinde oluşan; çizik, darbe yada kesiklerin iyileşmesi daha uzun süre alabilir. Gençken yapılan güneş banyoları, yaş ilerleyince bronzlaşmanın yanı sıra; vücutta kuruluk, ciltte leke ve kırışıklıklara neden olabilmektedir. Hatta daha ilerleyen safhalarda kansere bile neden olabilmektedir.
Cildin, vücutta üstlendiği pek çok görev vardır. Cilt en temel olarak, vücudumuzu dış ortamın etkilerinden korumaktadır. Vücut ısımızı korumaya yardımcı olur, dokunma, ağrı ve basınç gibi duyguları hissetmemizi sağlayan sinir reseptörleri de, derimizde yer almaktadır. Tüm bunların yanında derimiz; vücudun sıvı ve elektolit dengesini korumakta önemli bir görev üstlenmektedir.
Cilt, üzerinde birçok katman olmakla birlikte temelde 3 ana kısma ayrılarak incelenebilir.
1 – Dış Kısım (Epidermis): Bu kısım deri hücrelerinde protein ve pigmentler içermektedir.
2 – Orta Kısım (Dermis): Kan damarları, sinirler, yağ bezeleri ve kıl foliküllerinin bulunduğu kısımdır. Bu kısım, epidermise gerekli olan besinleri sağlamaktadır.
3 – Dermisin Altındaki Kısım: Bu kısımda ise; ter bezleri, kan damarları, bazı kıl folikülleri ve yağ içeren deri altı tabaka bulunmaktadır.
Her bir tabaka, derinin esnekliğini ve dayanıklılığını arttırmak üzere kallojen lifleri ile birlikte, bağ dokusu içermektedir. Yaşlanma sonucu cildin dış deri tabakası (epidermis) , hücre tabakalarının sayısı değişmez fakat yapı olarak incelir.
Bağ dokusunda yaşanan değişiklikler sonucu, cilt elastikiyetini ve gücünü kaybeder. Özellikle yaşamının büyük kısmını açık havada geçirenlerde ve daha çok denizcilerde bu durum yaşanmaktadır.
Yaşlanmayla birlikte, pigment içeren hücrelerin ‘melanosit’ sayısı azalma gösterir. Bununla berber geride kalan melanositlerin boyutları artmaktadır. Deri incelir ve daha soluk ve saydam bir görüntüye sahip olunur.
Deri altındaki yağ tabakasının incelmesi sonucu; vücudun yalıtım ve dolgu yeteneği azalarak incelir. Böylece yaralanma riski artar ve vücut ısısını koruma yeteneği azalır.
Yağ tabakasında oluşan değişikliklerin sonucu olarak, ter bezleri daha az ter üretir. Sıcak havalarda vücudun kendisini serinletmesi zorlaşır ve dolayısıyla sıcak çarpması riski artar.
Yaşlı nitelikte olan deri, genç deriye göre kendisini daha uzun süreçte onarır. Yara iyileşme süresi, 4 kata kadar daha yavaş gerçekleşebilmektedir.
yaşlanmanın cildimize etkisi

Kuru Cilt ve Kaşıntı

Yaşlı kişilerde; bacaklarının alt kısımlarında, dirsek ve kolların alt kısımlarında cilt kuruluğu görülmektedir. Kuru cilt; pürüzlü ve pullu bir yapı oluşturur. Kuru cildin oluşması için aşağıda birçok neden sıralanmaktadır.
Yeterli miktarda sıvı tüketmemek,
Güneşte uzun süre kalmak,
Çok kuru havada bulunmak,
Sigara tüketimi,
Stres altında yaşamak.
Yaşlanmanın sonuçlarından birisi olarak, ciltteki yağ ve ter bezlerinin kaybedilir. Erkeklerde yağ bezelerinin kaybı daha az hissedilmektedir. Kadınlarda özellikle menopoz dönemi sonrası erkeklerde ise 80 yaşından sonra yağ üretimi azalmaya başlar. Bu durumda cildin kurumasına ve kaşıntı oluşmasına sebebiyet vermektedir.
Diyabet ve böbrek rahatsızlıkları da kuru bir cilde sahip olunmasına neden olabilmektedir. Aşırı sabun ve parfüm kullanımı yada çok sıcak suyla yapılan banyolar, cildin kuruluğunu daha kötü bir hale dönüştürmektedir.
Yaşlı insanlarda cilt, oldukça incelmiş olduğundan, kaşıma sonuçları enfeksiyon ve kanamaya sebebiyet verebilmektedir. Bununla birlikte; basınç, titreşim, ısı ve dokunma duyularının yeteneği azalabilir. Cildin yaralanma riski artar. Çok kuru olan ciltte kaşınma ortaya çıktığı zaman, doktora görünmekte fayda vardır.
Losyon, merhem, krem yada benzeri nemlendiricilerin günlük olarak kullanılmasıyla; kuru ve kaşıntılı olan cilt rahatlatılır. Daha az banyo yapılması ve hafif etkili sabunların tercih edilmesi, cildin kendini toparlamasına yardımcı olmaktadır. Ilık ısıdaki suyla yapılan banyo, sıcak suya göre cildi daha az kurutmaktadır. Suya banyo yağı ilave etmek gibi tehlikeli yöntemler, küveti kayganlaştırır ve sakatlıklara sebebiyet verebilir.
Vücutta Oluşan Çürükler
Yaşlanmanın etkisiyle, dermis kısmındaki kan damarları daha kırılgan bir hal almaktadır. Bu durumda; deri altında kanama, morarma ve çürüklere yol açmaktadır.
Yaşlı kişilerde, gençlere oranla daha kolay çürümeler oluşmaktadır ve bu oluşan çürüklerin iyileşme süresi daha uzun bir zaman almaktadır. Şayet vücutta, özellikle giysilerle kapatılmış olan alanlarda sebepsiz yere çürümeler oluşuyorsa mutlaka bir doktora görünmelidir.

Ciltteki Kırışıklıklar

Yaş ilerledikçe ciltte kırışmalar oluşmaya başlayacaktır. Güneş kaynaklı ultraviyole (UV) ışınları, cildin elastikiyetini azaltmaktadır. Yerçekimi etkisi de, ciltte sarkma ve kırışıklıkların oluşmasına etki etmektedir. Sigara kullanımı gibi kötü alışkanlıklardan uzak durulması gerekmektedir.
Kırışıklıkları giderme konusunda, pek çok yöntem ve piyasada iddialı ürünler bulunmaktadır. Fakat hepsi güvenilir değildir. Bazı yöntemlerin uygulanması aşamasında ağrılar yaşanabilmekte hatta sağlık açısından tehdit bile oluşturabilmektedir. Bu yüzden, bu gibi yöntemler uygulanacaksa mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. Kırışıklıklar hakkında duyulan endişelerde bir dermatoloğa danışmakta fayda vardır.
Yaşlılık Lekeleri ve Et Benleri
Eski ismiyle ‘karaciğer lekeleri’ olarak adlandırılan yaşlılık lekeleri, çoğunlukla güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmanın sonucu olarak ve yıllarla birlikte vücutta oluşan büyük pigmentli, düz ve kahverengi yapıdaki lekelerdir. Bu lekeler, çillerden daha büyük yapıda olup çoğunlukla; el, yüz, kol, sırt ve ayaklarda görülmektedir. Yaşlılık lekeleri, zararsız yapıda olan lekelerdir. Şayet görüntü itibariyle rahatsızlık veriyorsa bir dermatoloğa danışılabilir. Ayrıca, güneş kremi kullanılarak güneşin sebep olduğu hasarların önüne geçilebilir.
Et benleri, kabarık yüzeyli ve genellikle et renginde olan küçük renkli oluşumlardır. Bu oluşumlar, özellikle kadınlarda yaşlandıkça yaygınlaşmaktadır. Çoğunlukla göz kapağı, göğüs, boyun ve kasık gibi kıvrımlı kısımlarda oluşmaktadır. Et benleri zararsız olmakla birlikte, kolaylıkla tahriş olabilirler. Et benleri, kişiyi rahatsız eden bir durum teşkil ediyorsa bir doktora görünmekte fayda vardır.
Cilt Kanseri
Cilt kanserinin temel sebebi, güneştir. Güneş lambaları ve bronzlaşma kabinleri, cilt kanserine sebep olabilir. Cildi korumak için yapılması ve dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:
– Cilt sağlıklı tutulmalıdır. Bireysel olarak güneşten çok hoşlanılabilir ancak cildin sağlığı için bu konuda dikkatli ve ölçülü olunmalıdır. Güneşte kalınan süre kısıtlı tutulmalıdır.
– Güneş ışınlarının en kuvvetli olarak etki ettiği, 10:00 – 16:00 saatleri arasında güneş ışınlarına maruz kalınmamalıdır.
– Gökyüzüne bakıldığı zaman parçalı bulutlu olarak görünse de; güneş, bulutların arasından insanlara ulaşmaktadır. Ayrıca suyun içinde durulmasıyla da güneşten korunmuş olunmaz.
– Güneşe direkt maruz kalınacağı durumlarda, güneş kremi kullanılması çok faydalı olacaktır. Dışarıya çıkmadan en az 15 dakika öncesinde güneş kremi sürülmesi ve her 2 saatte bir yenilenmesi çok faydalı olacaktır. Yüzdükten sonra, terleme ve cildin havlu ile ovalanmasından sonra güneş kreminin yenilenmesi gerekmektedir.
– Vücudun; boyun, kulak ve göz kısımlarını gölgeleyici şapka kullanımı yada diğer önemsenen kısımların koruyucu giysi ile kapatılarak güneşe çıkılması önemli bir önlemdir. Güneş ışınlarını çok büyük oranda bloke edecek olan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Şayet güneşte uzunca bir süre kalınacaksa; hafif, uzun kollu gömlek ve pantolon yada uzun etek giyilmesi, alınması gereken basit önlemlerdir.
Bronzlaşmaktan Kaçınılmalı
Güneş lambaları ve solaryum kullanılarak bronzlaşmaktan kaçınılmalıdır. Bronzlaşma hapları, güvenilirliği onaylanmamış olan haplardır. Ciltte yaşla birlikte birtakım değişiklikler görülmesi kaçınılmazdır. Ancak cildi korumak için yapılabilecek çok şey vardır. Ciltte herhangi bir endişe verici bir durum yaşanırsa mutlaka doktora görünmelidir.

Göz kanlanması

Göz Kanlanması Neden Olur?

Bir çok insanın hayatının belli dönemlerinde karşına çıkabilecek bir sorundur. Göz yüzeyinde bulunan minik damarların genişleyerek bir arada toplanması halinde oluşabilecek bir hastalıktır. Göz kanlanması genellikle iki gözde aynı şekilde görülür. Farklı durumların etkisi ile tek bir gözde de görülme ihtimali vardır. Büyük oranda toz, kaşınma, kuruluk gibi durumlarda başımıza gelir. Bunun dışında göz akında yoğun kırmızı bölge, subkonjonktival kanama gibi nedenlere de işaret olabilir.

Enfeksiyon kapan gözlerde, göz damarları şişerek açılmaya başlar.Bunun sonucunda göz yaşı akıntısı, bulanık görme gibi sorunlarla da karşılaşmak mümkündür. Konjonktivit, kornea ülserleri ve ya üveit gibi enfeksiyonlarda gözleri etkileyebilir.

Göz enfeksiyonlarında birey hiçbir şekilde kendi başına hareket etmemelidir. İlk önceliği doktora gitmek olmalıdır. Doktora gitme eyleminden önce bireyin evde yapabileceği birkaç muayene çeşitleri bulunmaktadır. Bazı göz kanlanmaları belli süre dinlenmenin ardından geçmektedir. Aynı zamanda lens takmamaya, gözünü mikroplardan korumaya, makyaj yapmamaya ve ellerini gözlerine değdirmemeye dikkat etmelidir.

Göz Kanlanmasının Nedenleri

Göz kanlanması nedenleri çok geniş etkilere dayanmaktadır. Basit bir olaydan dahi gözünüz hemen kanlanabilir. Şişip açılan damarların etrafa yayılması sonucu göze kan oturmaları gerçekleşebilir.

Az öncede bahsettiğim gibi herhangi bir göz kanlanmasında dahi uzman bir doktorun tavsiyesi alınmalıdır, verdiği tavsiyeleri dikkatle uygulanmalıdır.

göz kanlanması
Alerjik reaksiyonlar

Alkol ve sigara kullanımı

Akut glokom: gözde ani basınç artışı, göz tansiyonu

Blefarit: göz kapaklarının kenarında kirpik köklerinin iltihaplanması

Yüksek tansiyon: Vücudumuzun her yanını sarmalayan damarlarımız göz damarlarından da geçmektedir. Tansiyon değişikliği sonucu vücuttaki kanın akış dahi değişmektedir. Buda göz kanlanmasına sebep olabilir.

Göz yaşı kanalında tıkanıklık yaşama

Gözlerin yeterli yaş üretememesinden kaynaklanan göz kurulu

Belli saatlerde güneşe çıkılınca fazla ışık etkisi ile göz kanlanması

Hamilelik etkisi ile de gözlerde kanlanma meydana gelebilir. Hamilelik döneminde rahmin büyümesinden ötürü giden kan akışı artar bunu takiben diğer organlara kan yürümesinde sıkıntı yaşanabilir. Ayrıca büyüyen rahmin baskısından ötürü kan pompalama hızında değişiklikler ile karşılaşılabilir. Bu etkilerin sonucunda göz kanlanması oluşabilir. Fakat durum kalıcı bir şey değildir, gebelik dönemi bitince tekrardan eski haline döner.

Konjonktivit: Alerji veya enfeksiyon kaynaklı iltihaplanma anlamına gelen konjonktivit, göz kanlanmasının en yaygın nedenlerinden biridir. Bu enfeksiyon çeşidi genellikle temizlik esasına dayanır. Kirli eller ile gözlere dokunmak, dezenfekte edilmemiş lensleri gözlere takmak, bakteri barından bir cismin göze değmesi halinde de göz enfeksiyonu kapılabilir. Bireylerin hastalık dönemlerinde de(grip virüsü) göz kanlanması yaşanabilir.

Kontakt lens kullanımı: Dezenfekte edilmemiş bir lense sahip iseniz göz enfeksiyonu ile karşılaşmanız muhtemeldir. Kontakt lensler korneanın üstünde duracak şekilde tasarlanmıştır. Lens kullanan insanların kesinlikle uyması gereken kurallardan biri de lensleri ve lens sularını temizlemektir. Kötü bir alışkanlıktır ki lens kullanımın rahatlığına alışan bireyler belli bir süre sonra bu işi boşlamaktadırlar bu da lenslerin mikrop kapmasına hayliyle göz damarlarının şişmesine yol açmaktadır. Yukarıda da bahsettiğim gibi göz kuruluğu da göz kanlanmasına yol açar. Uzun süre lens kullanımı göz kuruluğu yaratır.

Kornea Ülseri: Konjonktivit ile arasında fark kornea ülserinde ağrı çekmenizdir. Kendi belli etmesi biraz farklı bir durumun göstergesidir. Kör olmaya kadar yolu vardır. Enfeksiyon ve ya yaralanma sonucunda da oluşabilir. Kornea ülseri olduğunuzda gözünüzde bir ağrı hissedersiniz ardından iriste gri ve ya beyaz bir yuvarlak oluşur. Kızarma, kaşıntı bulanıklık ,göz kanlanması gibi bir çok sebebi de beraberinde doğurur.

Ramotolojik Hastalıklar

Subkonjonktival Kanama: Gözün hassas zarının altındaki kanaması, kusma, hapşırma, zorlama gibi nedenlerden oluşur. Zorlanma durumunda damarlar yırtılır ve açılmaya başlar. Göz yüzeyinde küçük, parlak bir kan oturması meydana gelir. Oldukça tehlikeli gibi gözükse de vücuda bağlı olarak 2-15 gün aralığında geçmesi beklenir.

Tiroit Hastalığı: Her tiroit hastasında ortaya çıkan bir durum değildir. Bazı tiroit hastaları göz kuruluğu yaşayabilmektedirler bunun dahilinde göz kanlanması oluşabileceği gözlenmiştir.

Madde Bağımlılığı: Göz bebeklerinde küçülme,kan basıncında değişiklik meydana geldiği için göz kanlanması oluşabilir.

Uykusuzluk

Annelerimizin yegane kullandığı laflardan biri olan ‘ Uykusuzluktan gözlerin kan çanağına döndü’ çok doğru ve yerinde bir söz aslında. Uykusuzluk gözlerin kanlanmasında en büyük etkenlerden biridir.

Uzun süre bilgisayar,televizyon,telefon ekranına bakmak: Bunun asıl sebebi gözlerin okuma ve ya cisimleri seçme esnasında sürekli olarak göz kaslarını çalıştırmasından ötürüdür. Yorulan göz kasları daha fazla kan toplamaya başlarlar bunun sonuncunda da göz kanlanması oluşur. Bu ufak yorulmaları azaltmak adına ara ara kendinize molalar verebilirsiniz. Bilgisayar ve ya ortamın ışığında oynamalar yapabilir. Başınızı geriye doğru yaslayıp gözlerinizi birkaç dakika dinlendirebilirsiniz.
Üveit: Gözün üvea adının verildiği üç bölümden oluşur. Bu bölümler; iris, koroid ve silierdir. Daha halk içi açıklaması da gözün renkli ve orta bölümüdür. Yaralanma,enfeksiyon kapma,mantar,parazit gibi sebeplerden ötürü oluşur. Her üveit hastasının sebebi tam kesinleşemez belli tahliller sonucunda gerekli tedavilere başlanır.

GÖZ KANLANMASI NEDEN OLUŞUR ?
Göz üzerindeki küçük damarlar genişler ve kan toplar. Bu da gözlerin kırmızı ve kanlı görünmesine neden olur. Tek göz yada iki gözdede kanlanma olabilir. Bu kanlanma çoğu kez gözün tahriş olması, toz, alerji veya kuruması gibi sebeplerden de ortaya çıkabilir. Mesela göz akındaki fazla kırmızı bölge göz kanaması gibi genelde zararı olmayan bir sebebi gösterir.
Gözlerde enfeksiyon olduğu zaman, gözlerde kanlanma haricinde kaşıntı, akıntı ve bulanıklık gibi sorunlarda olabilir. Kornea ülseri, üveit ya da konjonktivit gibi enfeksiyonlar da gözlere etki edebilir. Gözdeki kanlanmayı tedavi etmek için kanlanmanın nedenini bulmak önemlidir.
Göz kanlanmalarının bazısı dinlenildiğinde kendiliğinden birkaç gün sonra geçer.Fakat bazı durumlarda doktorun tedavi uygulaması gerekebilir. Doktora görünene kadar gözleri mikroplardan uzak tutmaya çalışmak, lens takmamak, gözlere dokunmamak ve makyaj yapmamak gibi önlemler alabiliriz.

Göz Kanlanmasının sebepleri Nelerdir ?

Gözdeki damarların belirginleşmesi, göze kan oturması, gözün içinin kanlanması gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilecek olan göz kanlanmasının birbirinden farklı, birçok nedeni olabilir.
Göz kanlanmasının nedenleri gözdeki damarların genişlemesi, göze kan oturması, göz içinde kanlanma gibi değişik şekilde ortaya çıkar. Ağrı, acı yada görmede bozukluk gibi şikayetlere eşlik eden kanamalarda zaman kaybetmeden mutlaka doktora gidilmesi gerekir.
• Alerjik tepkimeler
• Göz tansiyonu ve gözdeki basınç artışı
• Alkol ve sigara
• Gözyaşı kanalındaki tıkanıklık
• Gözdeki kuruluk
• Güneş
• Kirpik köklerindeki iltihaplanma
• Hamilelikte vücuttaki bir çok değişiklik olur. Gözlerde kızarıklık, kan oturması bunlardan bazılarıdır ve doğumdan sonra kendiliğinden iyileşme gösterir.
• Alerji ve enfeksiyonun neden olduğu iltihaplanmaya konjonktivit denir ve göz kanlanmasının en çok rastlanılan nedenlerinden biridir. havluların ve kirli ellerin göze sürülmesi enfeksiyona sebep olan bakterilere yol açabilir. Lens kullananların da hijyene dikkat etmeleri gerekir. Bakteri haricinde grip taşıyan virüslerde enfeksiyona neden olabilir.
• Kontakt lens kullananların hijyen gibi lens kullanma talimatlarına dikkat etmeleri ve bu kurallara uymaları gerekir. Genelde lens kullanımına alışan kişiler bir zaman sonra bu kurallara dikkat etmeyerek bakteri, mikrop ve enfeksiyona yol açarlar. Uzun süre lens kullanmakta göz kuruluğuna, göz kuruluğu da göz kanlanmasına neden olan durumlardan bir tanesidir.
• Enfeksiyon ya da yaralanma sonucu kornea tabakasında oluşan yaralara kornea ülseri denir ve görme kaybına neden olacağı için önemlidir. Bu ülserde göz kanlanmasının dışında ağrı ve görme bozukluğu da başlıca belirtileridir.
• Romatizmal iltihabı hastalıklar
• Öksürme, hapşırma, ıkınma veya kusma gibi zorlayıcı hareketler göz kanlanmasının en çok rastlanan sebeplerindendir. Zorlanma sonrasında gözün üzerinde parlak bir kan beneği oluşur ve korkutucu görünebilir. Fakat acı yoksa genelde birkaç gün içinde kendiliğinden yok olur.
• Tiroit hastalığı göz üzerinde tahriş ve göz kuruluğu gibi kanlanmaya sebep olacak durumlara yol açabilir.
• Göz yaralanması, travma, toz , yabancı cisim vb kaçması
• Uyuşturucu kullanımı
• Uykusuz kalma
• Vücuttaki bütün damarları etkileyen hipertansiyon retinaya kan taşıyan göz damarlarını etkilemesi sonucunda göz kanlanması oluşur.
• Bilgisayar ekranına uzun süre bakmak, uygun olmayan ışıklı ortamda uzun süre okumak göz yorgunluğuna ve gözlerin kanlanmasına neden olur. Ara ara bilgisayar başından kalkıp gözleri dinlendirmek ve ışığı doğru ayarlamak gibi önlemler almak gerekir.
• Gözün renkli bölümünün ve orta tabakasının iltihaplanması durumuna üveit denir. En sık rastladığımız sebepleri enfeksiyon, yaralanma veya bağışıklık sistemi hastalıklarıdır.
• Göz kanlanmasının hangi nedenden kaynaklandığını anlamak zordur. Genelde ağrı, bulantı, kusma, görme bozukluğu, yaralanma, ışığa karşı hassasiyet gibi durumlar da göz kanlanmasıyla birlikte varsa hemen doktora gidilmesi gerekir.

Baba Olma Adımları

15 adımda baba olmaya hazırlanmak ister misiniz?

Bildiğiniz üzere kadınlar erkeklere nazaran çocuk sahibi olmaya daha alışıklardır. Gerek içgüdüler gerekse vücuden daha çocuk doğmadan çocuğa alışmışlardır. Ancak iş erkeklere gelince çocuk doğana ve o çocuğu kucağına alıncaya kadar baba olmak ne demek anlayamazlar. Şimdi babalığa daha önceden hazırlanmak, hislerinizin aniden değişmesini önleyebilmek amacıyla 15 adımda baba olma yollarımızı beraberce uygulayalım…
1-Eşiniz ile doktor kontrollerine gidin
Bilirsiniz ki hamilelik süreci baya uzun bir süreçtir. Hatta eşinizin anneliğe hazırlandığı bölüm hamilelik dönemidir. 9 ay boyunca çocuğu ile birlikte tek vücuttadır. Ancak babaların bu dönemde yapacağı iş kadınlara nazaran kat ve kat daha fazladır. Çünkü anne ne yaparsa yapsın o bebekle 9 ay geçirmek zorunda ve ister istemez ona bağlanmak zorundadır. Ancak babaların kat etmesi gereken çok yol vardır. Bunlardan birisi eşinizin kontrollerine onunla beraber gitmek olabilir. Her kontrol öncesi bebeğinizin sağlığını merak etmeniz kalp atışlarını duymak için kılı kırk yarmanız derken farkında olmadan babalık içgüdünüz içinize yavaş yavaş yerleşecektir.
2-Ultrason cihazınızda bebeğinizi izleyin
Tabi ki çalışmanız gereken bir iş var. Hatta büyük bir ihtimalle bu iş sizin hayatınızın yarısını çalmış durumda. Eğer sizin eşiniz ile birlikte her kontrole gitmeye vaktiniz olmuyor ise en azından ultrason kontrollerine gitmeniz hatta bebeğinizin o minik kalbinin ilk atışlarını duymanız babalığa atılan ilk adımda çok büyük bir ilerlemedir. Bebeğinizin farkına varmaya başlar onun için hayatınıza şekil vermeye başlarsınız.
3- Kendinizi eşinizin yerine koyup hamile olduğunuzu düşünün
Burada dalga geçilecek bir şey yok. Hamile olduğunuzu düşününden kasıt tabi ki de her gün süt içip hamilelik kıyafetlerini giymeye çalışmak değil. Ancak kendinizi eşinizin yerine koyup en az onun bebeği için kendini sınırladığı kadar sınırlamalısınız. Mesela alkole ve sigaraya mola vererek bu işe başlayabilirsiniz. Bu şekilde bebeğiniz için ufak tefek fedakarlıklarda bulunarak onu hayatınıza iyice yerleştirebilirsiniz.
baba olma adımları
4-Diğer babalarla konuşun
Eğer sizi biri anlayacak ise en iyi şekilde sadece bir baba anlayabilir. Çünkü o da bu adımlardan geçerek büyütmüştür çocuğunu. Babanız sağ ise onunla bu konulardaki endişelerinizi paylaşabilirsiniz. Hem içinizi rahatlatmış olursunuz hem de bebeğinizi nasıl büyütebileceğiniz hakkında ufak tefek bilgilere erişmiş olursunuz. Ayrıca kontrole gittiğiniz zaman oradaki diğer baba adayları ile sohbet edip onlar ile bu konuları konuşabilir, bu durumdaki insanların ne yaptığını öğrenebilirsiniz.
5-Bebeğiniz ile en yakın temas edebileceğiniz nokta “Eşinizin karnı”
Eşinizin karnındaki ufacık bir canlı ile iletişim kurmanın en önemli yolu eşinizin karnına dokunmaktır. Eşinizin karnına dokunarak bebeğinizin hareketlerini hissedebilir, ona şefkat gösterebilir gösterdiğiniz şefkat ile varlığınızdan haberdar edebilirsiniz. Bütün bunları yaparken onunla konuşabilirsiniz de. Böyle küçük şeyler bebeğiniz ile iletişim kurmada gerçekten çok işinize yarayacaktır.
6-Bebeğinize alacaklarınızı beraber seçin
Alışveriş bir erkek için cehennemde turistik bir tur gibidir. Kolay kolay hiçbir erkek alışveriş yapmayı sevmez. Ancak söz konusu sizin bebeğiniz olunca alışveriş, cennette birkaç saatlik bir tatil olacağından hiç kuşkunuz olmasın. Alacağınız şeyin içinde bebeğinizi düşünüyorsunuz. Bu sayede bebeğinizi de hayal etmiş oluyorsunuz. Beyler, kısacası bebeğiniz için alışveriş yapmak gerçekten çok keyifli bir eylem.
7- Eşinizle birlikte hayaller kurun
Bu adım bebeğinize alışmanız konusunda çok büyük adımlardan bir tanesi. Eşiniz ile bebeğiniz hakkında kurduğunuz her hayal altın niteliğinde. Çünkü bir nevi gelecekte nasıl yetiştireceğinizi planlamak gibi bir şey. Bu sayede birkaç dakikalığına bile olsa sanki çocuğunuz doğmuş da yanınızdaymış gibi hissedersiniz. Aşağı yukarı nasıl hissedeceğini tahmin edebileceksiniz yani. Ben denemenizi tavsiye ederim.
8- Duygularınızı saklamak elinize hiçbir şey geçirmeyecektir
Şuana kadar olan bütün adımları denediniz. Ancak hiçbir adım içinizdeki telaşı öldürmeye yardım etmedi veya hâlâ bir baba olacağınızı kabullenemiyorsunuz. Bu durumda yapılabilecek çok etkili bir adım daha var. Eğer bütün bunlar size yetmedi ise eşinize içinizi açın. Durumu anlatın. Eşiniz sizi olayın daha yakınlarına götürebilir. Hatta kötü niyetsiz bir tavırla sizi bütün olaylardan uzaklaştırabilir. Psikolojinizi beraber hazırlamaya yardımcı bir yöntem bu. Bilirsiniz ki içinizdeki sıkıntı dağı ağzınızdan döküldüğü kadar küçülür.
9-Profesyonel yardım isteyin
Yıllardır duyduğumuz kadarıyla anne ve babalık yaşanarak öğrenilir. Başka yolu da yok gibi gözükebilir. Ancak çocuğunuza bir oyuncak bebek alın. En az sizin kadar mükemmel bir anne/baba olacaktır. Ama o hissederek mi olmuştur. Tabi ki de hayır sizin yaptıklarınızı görerek sizden öğrenerek tam tesettürlü bir anne olmuştur. Buradan anlaşılacağı gibi annelik veya babalığa alışmak için biraz da öğrenmek gerekir. Objektif insanların fikirleri, daha önceden yazılan kitaplardaki fikirler, sizi baba olmaya oldukça hazırlayacaktır fikrimce. Ayrıca anne ve babalar için eğitim seminerleri düzenlenmekte. Bu seminerlere beraberce katılmanız sizin için çok önemli bir şey olacaktır.
10- Doğumu kesinlikle kaçırmamalısınız!
Evet. Üzerinden 9 ay geçti, ilk günkü heyecan yerini son günlerdeki heyecana bıraktı. Artık bebeğinizin eşinizin karnından değil de o güzel teninden seveceksiniz. Ancak önünüzde son zorluk var. Tabi eğer sizi kan tutuyor veya eşiniz adına çok korkuyorsanız bir zorluk bu. Aksi takdirde dünyada yaşanılıp yaşanılabilecek en güzel his bu.Düşünsenize sizin kanınızdan bir insan. Ne güzel değil mi? Peki siz onun dünyada aldığı ilk nefesi, attığı ilk çığlığı hatta ilk kez onu görmek istemez misiniz? Bunun için doktorunuzdan bir ricada bulunabilirsiniz. Eğer hastane için de bir sorun teşkil etmeyecek ise bu fırsatı kaçırmamanız babalık yolunda mükemmel bir deneyim olacaktır.
11- Eşinizin yerine bebeğinize bakmaktan kaçınmayın
Bebeğinize bakmanız babalık süresince kaçınılmaz bir durumdur. Ancak bunu ilk haftalarda yapmayı öğrenmeniz size her konuda bir avantaj sağlayacaktır. Hem eşiniz henüz yeni doğum yaptığı için bebek bakımını yapması sakıncalıdır hem de daha sonralarda size lâzım olacak bir deneyim sahibi olmuş olacaksınız. Ayrıca bilirsiniz ki doğumun hemen sonrasında anne ile bebek arasında çok yoğun bir bağlılık dönemi başlayacaktır. Bu bağ o kadar yoğundur ki babalar kendilerini bebekleri ve eşlerinden uzak yerlere dışlanmış gibi hissedecektir. Ancak sizin bebeğinizin altını değiştirmeniz, gazını çıkartmanız, gece yatarken kucağınıza almanız, onu sallamanız, sizin ile onun arasında çok çok kuvvetli bir bağ oluşturmada etkili bir yöntemdir…
12- Tıpkı annesi gibi onu emzirin
Bilirsiniz ki emzirmek anne ile bebek arasındaki bağ için hatırı sayılır bir önemi bulunan bir şeydir. Lakin babalarımızın gerek fiziksel gerekse gerçekçi olarak böyle bir şeyi yapması mümkün gözükmüyor değil mi? Şimdi anlatacağım adım biraz değişik bir adım da olsa siz ve bebeğiniz için etkili bir adımdır. Şimdi bu adımı eşiniz evde yok iken veya o uyuyorken yapmanız daha etkili. Çünkü bebek annesi orda dururken bir biberonu seçmeyecek kadar akıllıdır. Biberonu süt ile doldurun. Ancak direkt olarak vermek bir işe yaramayacaktır. Onun için biberonu tam eşinizin memesinin hizasına tutturun ardından bebeği emzirmelik pozisyona alın. Bu sayede hem eşiniz ile bir nevi aynı duyguları paylaşmış olursunuz hem de bebeğiniz ile aranızdaki bağı biraz daha kuvvetlendirmiş olursunuz…
13-Önyargılar sizin için hiçbir şey olsun!
Bebeğinize bakmak sizin için zor bir durum olmasa bile ananeler, teyzeler, halalar ile aynı ortamda iseniz bu durum çok zor bir hâl alıyor. Sizi “Sen erkeksin, ne anlarsın?” düşüncesi ile bebeğinizden uzaklaşmaya zorluyor olabilirler. Ancak siz bunlara kulak asmamalısınız. Çünkü bebek eşiniz kadar sizin de bebeğiniz ve de emzirmek dışında her türlü konuda eşinize eşlik edebilirsiniz.
14-Bebeğinizin sağlığını yakından takip edin
Bu konu bazen çok çok önemli bir yer kaplayabiliyor. Çünkü bebeğinizin sağlığı öyle önemli bir yer kaplıyor ki hayatınızda her konuya telaş yapıp her konuda korkar iseniz bebeğinizi büyütmek sizin için çok zor bir durum haline gelebilir. Bebeğinizin kilosunun normal olup olmadığına, boyunun normalliğine ve bunun gibi birçok önemli nitelik ile başlayabilirsiniz. Ayrıca diyelim ki bebeğinizin ateşi çıktı. Her seferinde hastaneye mi götüreceksiniz? Bunun için yapılması gereken şeyleri araştırıp öğrenmenizin size çok faydası dokunacaktır.
15-Hiç kimse sizi mükemmel olmaya zorlamıyor
Her ne kadar her konuda çok dikkatli olmanız gerekse bile siz bir insansınız ve bilirsiniz ki her insan hata yapabilir. Ayrıca daha ilk defa bir bebeğiniz olmuşken bunun heyecanı bile yeterken sizin hata yapmanız çok olağan bir durum. Mükemmel olmaya çalışmak sizi içten içe üzecektir. Çünkü bunu unutmayın hiçbir hâlükarda herkesi memnun edemezsiniz.

Güzellik Maskeleri

Kadınlar için güzellik sınırları olmayan bir kavramdır. Her kadın ne kadar güzel olursa olsun, biraz daha güzel olmak için elinden geleni yapar. Elinden gelmeyeni ise mutlaka bulur ve satın alır. Güzellik maskeleri, sıkça kullanılan ve içerisindeki maddeler etkin maddeler olduğu sürece fayda sağlanılan maskelerdir. Ancak, gerçekten etkili olan güzellik maskeleri bir çok kadın için fazlası ile maddi yük anlamına da gelmektedir.

Günümüzde bilginin hızlı yayılması, güzellik maskeleri hakkında bir çok kadını bilgi sahibi yapmıştır. Artık kadınlar, güzellik maskeleri satın alıp doğrudan kullanmak yerine; bir çok malzemeyi bir araya getirerek kendi maskelerini kendileri yapmaktadırlar.

Evlerde yapılabilecek güzellik maskeleri, kolaylıkla bulunabilecek bir takım malzemeler ile yapılmaktadır. Limon, gül, çilek, salatalık, ıhlamur ve daha bir çok doğal ürün, maske yapımında güvenle kullanılabilir. Güzellik maskeleri konusunda, maskeyi yaparken ve uygularken dikkat edilmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Bu noktalar sağlık açısından çok büyük önem arz etmektedir.

Güzellik Maskeleri

Güzellik maskeleri yapılırken, malzemelerin karıştırılacağı kapların temiz ve hijyenik olması; aynı zamanda kullanılacak olan malzemelerin de iyice yıkanması ve temizlenmesi şarttır. Tüm bu şartlar sağlandıktan sonra hazırlanan güzellik maskeleri en fazla 15 dakika içerisinde kullanılmalıdır. Dışarıdan alınan maskeler, koruyucu maddeler içerdiği için uzun süre dayanabilir ancak koruyucu madde içeren hiç bir şey kesinlikle doğal değildir. Doğal olmayan malzemeler, kısa vadede cildinize güzellik katsa da, zaman içerisinde ciddi problemlere yol açabilmektedir.

Ev yapımı güzellik maskeleri; hem doğal, hem sağlıklı, hem de hazır maskelere göre çok daha masrafsızdır.

Pirinç Pilavı

Pirinç pilavı Türk mutfağının en önemli yemeklerinden birisidir. Öyle ki eski zamanlarda kızlar ev yemeklerindeki yeteneklerini ilk olarak yaptıkları pilav ile göstermektedir. Pilav yapmak kolay gibi gözükse de ayrıntılarını iyi bilmek tadını çok değişir. Pilavdaki püf noktalardan birisi suyu ayarlamaktır. Bu konuda herkesin kendine özgü bir görüşü vardır. Fakat 1 su bardağı pirince 1,5 su bardağı su oldukça iyi olmaktadır. Tam kıvamına getirmektedir. Ayrıca pilavın lapa lapa olmaması için pilavın suyunu iyice çekmesi için çatal ya da kaşık ile pilavın aralarında boşluklar yaratarak hava almasını sağlayın. Tüm bu püf noktaları verdikten sonra tarifimize geçebiliriz. Ayrıca Pilav Tarifleri kategorimize de göz atabilir diğer pilavlarımızın tariflerine de bakabilirsiniz. Afiyet olsun.

Pirinç Pilavı Malzemeleri

—2 su bardağı kadar pilavlık olarak alınmış pirinç

—2 çorba kaşığı tereyağı

—Tavuk ya da et bulyon. Bunları kullanmak istemiyorsanız sadece tuz ekebilirsiniz.

—3 su bardağı sıcak su

pilav

Pirinç Pilavı Tarifi

—Pirincin içerisinden taş çıkmaması için iyice ayıklayın. Daha sonra fazla olan nişastasını akıtmak için 2 ya da 3 kat iyice su ile yıkayın.

—Önceden hazırladığınız ılık suyun içerisine pirinçleri atın ve 10 dakika kadar bekletin. 10 dakika bekledikten sonra tekrar iyice yıkayın.

—Suyu iyice kaynatın. Tercihen normal su, tavuk suyu ya da et suyu da kullanabilirsiniz. Daha sonra tereyağını tencerede güzel bir şekilde eritin ve pirinçleri tencerenin içine koyun.

—Pirinçlerin tereyağı içinde iyice pişmesini bekleyin.

—Sonra içerisine sıcak suyunuzu ilave edin ve tuz koyun. Tuz yerine dilerseniz tavuk bulyon ya da et bulyon da kullanabilirsiniz.

—Pilavınızı yüksek ateşte kaynayana kadar pişirin. Üzerine nokta nokta olduğunda yani kaynadığında ocağı kısın ateşe geçirin.

—Pilav suyunu iyice çektikten sonra ocağı kapatarak 10 dakika kadar dinlenmesini bekleyin. Bu süre sonunda pirinç pilavı servise hazır olacaktır. Afiyet olsun.

Gebe Kalmak İsteyen Kadınlara Öneriler

Bayanların gebe kalma durumu uzun bir dönemden geçerek gerçekleşir. Gebelik durumunun gerçekleşmesi için bazı hazırlıklar yapmak gerekmektedir. Gebe kalmak için, iyi bir gebelik dönemi geçirmek istiyorsanız aşağıda tavsiyelere uymanız yararlı olacaktır.

Gebelik Öncesi Muayene (Prekonsepsiyonel Vizit) Olmak

Gebelik dönemi öncesi genel sağlık kontrollerinizi yerine getirmeniz gerekmektedir. Genel sağlık kontrolleri gebelik öncesi, gebelik dönemi ve gebelik sonrası oluşabilecek sorunların önceden tespit edilmesi adına faydalı bir harekettir. Bu sorunların tespiti gebelik takibi sırasında oluşabilecek sıkıntıların daha iyi bir şekilde başa çıkmasında yardımcı olur. Gebelik takibinin içeriği, risk faktörlerinin yanı sıra, daha önce düşük, dış gebelik, ölü doğum ya da erken doğum yapıp yamadığı da dikkate alınarak çizilmektedir.

Gebelik takip programının ardında geçilecek aşama sürekli kullanılan ilacın düzenlenmesidir. Bu ilacın yan etkileri ile gebelik oluşum süreci birleştirilerek ilaç alımındaki doz ayarlanır.

Yaşam Tarzınızın Gebeliğe Uygun Olup Olmadığının Düzenlenmesi

Rutin hayatınızda sigara ve ya alkol kullanıyor iseniz bu olayı gebelik döneminizde bırakmanız hem sizin hem de bebeğinizin sağlığı için çok önemlidir. Bununla birlikte sigara içilen ortamlarda da bulunmamanız gerekir. Alkol ve sigaranın haricinde uyuşturucu, sakinleştirici gibi maddelerinde kullanımını bırakmalısınız.

Sağlığa zararlı olan bu maddelerin yanı sıra, sivilceleriniz(akne) varsa, izotretionin içerikli olan sivilce ilaçları kullanıyorsanız, bu ilaçların kullanımının özellikle de gebeliğin ilk haftalarında gelişmekte bebek için çok sakıncalı olabileceğini göz önüne alarak doktorunuza danışmanız gerekir. Parasetamol içeren ağrı kesici ilaçlardan da gebelik boyunca kaçınmanız önerilmektedir.

Gebe Kalmayı Planlıyorsanız, Düzenli Beslenmeye Başlamalısınız

Gebelik hayatının diğer bir önemli etkeni de toxoplazmadır. Genel sağlık kontrollerinde toxoplazma tetiklerini yaşamadığımız kesinse evde kedi beslerken hiçbir şekilde dışkısına dokunmamanız gerekir. Bunun dışında da çiğ et yemekten de kaçınmalısınız.

Gebelik döneminde sauna, tüplü dalış, ağırlık kaldırılan fiziksel sporlardan da kaçınılmalıdır.

Gebe Kalmak İçin Uygun İş Yaşamı Koşulları

Evde ve ya iş yerlerinde sürekli bilgisayar başında olan annelerin bebeklerinde daha farklı durumlar oluşması saptanmıştır. Bilgisayarlar, etrafa iyonize edici özellikte radyasyon yaymazlar ancak yine de önlem almak isterseniz, işte ve evde kullandığınız bilgisayara ekran filtresi takarak istediğiniz şekilde kullanmaya devam edebilirsiniz.

Kimyasal madde üretimi ve ya kimyasal maddeler ile beraber olan annelerin belli önlemler alması gerekmektedir. İş yeri hekimi ve ya kendi doktorları ile irtibata geçerek ne derecede önlem alınabileceğini öğrenebilirler.

Radyoloji, radyoterapi klinikleri ya da x-ray cihazı detektörlerinin bulunduğu yerde çalışan bayanlar gebe kalmayı planladıkları andan itibaren iş yeri hekimine danışmalı ve dikkat etmeleri gereken durumları bağlı bulundukları kişiye ileterek radyasyon yayan ortamlardan uzak durmalıdırlar.
gebe kalmak için

Gebe Kalamama Durumu (Kısırlık)

Korunmasız adet döngüsü döneminde bir çiftin yeterli sayıda ilişkiye girmesi halinde gebe kalma olasılı %20-%25 arasındadır. Düşük bir oran olsa da hamile kalmak isteyen çiftin çalışmalara 4-5 ay öncesinde başlaması gerekir. Bu süre içerisinde gebe kalamayan kadında ve ya erkekte sorun olduğu düşünmek yanlıştır. Düşük bir oran olduğunu varsayarsak bu dilim tutturmak biraz zordur. Gebe kalma süresini arttırarak tekrar denenmesi mümkündür.

Tekrar süresini arttıran ve herhangi bir sonuç alamayan çiftler subfertil adı verilen bir sınıfın içinde yer alırlar. Subfertil kelimesi zor gebe kalan anlamına gelmektedir. Böyle bir çiftin herhangi bir adet döneminde gebe kalma şansı %2-3’tür ve eğer tedavi edilmezlerse, 4 ya da 5 yıl içerisinde yapacakları bir deneme süreci içinde hamile kalabilirler.

İnfertil adı verilen 3. gruptaki insanların hamile kalma oranları %0’dır. Tedavi edilmedikleri sürece gebe kalmaları imkansızdır. İnfertilin belli başlı sebepleri vardır. Bunlardan;
Kadının iki fallop tüpünün kapalı olması
Kadında döllenmek için yumurtaların oluşmaması gibi sebeplerdir.

Erkekte görülen infertil nedenleri ise şu şekildedir;
Yeterli sayıda sperm olmaması gibi nedenlerin bir araya gelerek kısırlığı meydana getirmesidir.

İnfertilite Ne Anlama Gelmektedir?

İnfertilite, ya da halk arasındaki adıyla kısırlık, 12 siklus boyunca süren ve bir adet döneminin başlangıcından diğer bir adet döneminin başlangıcına kadar geçen süre içerisinde yeterli sayıda cinsel ilişkiye girildiği ve korunmadığı halde gebeliğin meydana gelmemesidir. Gebe kalmak isteyen çift bunu hiçbir şekilde başaramamış ve gebelik oluşmamışsa, primer (birincil) infertilite, daha önceden en az bir defa bile olsa gebelik oluşması durumunda ise sekonder (ikincil) infertilite adı verilir.

İnfertilite hastalığından şüphelenmeniz için en az 1 yıl beklemeniz gerekmektedir. Bu geçen sürenin ardından doktorunuza başvurmanız daha sağlıklı sonuçlar almanızı sağlayacaktır. Diğer yandan 1 yıllık süreyi beklememizin diğer amaçları bu zaman aralığında testlerin maddi, manevi ve psikolojik olabilecek tüm yüklerinden kurtulma şansınızı denemeniz için yeterli süreyi değerlendirmeniz olacaktır.

Anne adayının 35 yaşının üzerinde olduğu veya gebe kalmaya engel bir durumu olan çiftler ise 12 siklus olan bekleme süresini geçirmeden başvurmalıdırlar.

Çiftlerde Gebe Kalamama Sebepleri

Kadınların gebe kalamamasının nedeni çoğunlukla siklus döneminde oluşan %20-%25 şansı yakalayamamalarından kaynaklanır. Bu dönemde gebe kalmak isteyenler şansı arttırmak adına deneme sayılarını arttırabilir. 12 siklusluk dönemi geçirmiş ve gebe kalamamış iseniz doktorunuz ile görüşüp uygun muayene koşullarında hareket edebilirsiniz.

Gebelik oluşturamayan çiftlerle ilgili yapılan araştırmalar sonucu, infertilite görülme nedeninin %40 kadından, %40 erkekten ve %20’de her ikisinden kaynakladığı ortaya çıkmıştır. İnfertilite görülen çiftlerin %10’unda ise, gebeliğin oluşmaması için herhangi bir bulgu ortaya çıkarılamamıştır. Bu çiftlerle ilgili olarak yapılan araştırmada fallop tüplerinin açık olduğu, yumurtlamanın normal olduğu ve spermiyogramın da normal olduğu belirlenmiştir. Bu infertilite türüne “açıklanamayan infertilite” adı verilmiştir. Açıklanamayan infertilite tanısı konulan çiftlerin sayısı ise teknolojik gelişmeler sayesinde giderek azalmaktadır.

Gebelikte Yaşın Etkisi Var mıdır?

Yapılan araştırmalar ile 25 yaşındaki 100 kadın ile kadınların gebeliklerine uygun yaşlarda 100 erkekten oluşan 200 kişilik bir grupta düzenli ilişki aralıkları ile çiftlerin yarısı 5.5 ayda hamile kalmıştır. Araştırma sonuçlarından çıkan diğer bir durumda kadının her 5 yaş ilerlemesi ile cinsel ilişki tekrarının normalden 2 kat daha fazla olması gerektiği yönündedir. Erkeğin yaş artışının gebe bırakma ile çok fazla önemi yoktur. Bu istatistiki verilerden 30-34 yaş aralığındaki her 7 kadından birinin, 40 yaşın üzerinde bulunan her 4 kadından birinin 1 yıllık deneme süresi sonunda hamile kalamayacağı anlaşılmaktadır. Gebe kalmada kadının yaşının ne kadar önemli olduğu yapılan bu araştırmalarla ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Gebe Kalmak İçin Yapılacak Cinsel İlişkinin Sıklığı

Yukarıda belirttiğimiz gibi ne kadar çok cinsel ilişki sıklığı artarsa gebe kalma olasılığı da o kadar artar. Haftada 2 ve ya daha az cinsel ilişki yaşayan çiftlerin gebe kalma olasılığı her hafta düzenli 2 sefer yapan çiftlere göre daha düşüktür. Haftada 3 ve ya daha fazla cinsel ilişkiye giren bireylerin gebe kalma olasılığı çok daha yüksektir. Bunun nedeninin ise, cinsel ilişki döneminin kadının periovulator (yumurtlama öncesi veya yumurtlama döneminden sonraki en doğurgan dönem) dönemine denk gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Acai Üzümü

Amazon palmiye berry gibi bir çok ismi vardır.Birkaçı daha verelim: Acai üzümü, acai berry de denmektedir. Euterpe oleracea bu da Latince ismidir. Acai üzümü palmiye ağaçlarının bir meyvesidir. Rengi kırmızı mor karşımıdır. Daha çok tropikal yağmur ormanları bulunan bölgelerde özellikle Orta ve Güney Amerika’da yetişmektedir. Yerli halk bu meyveye acai berry demektedir. Türkçede ‘bağıran meyve’ olarak anlamlandırılır.
Daha çok bölgenin yerli halkı uzun yıllar bu meyveyi besin olarak kullanmıştır. Ayrıca amazon lardaki yerli halklar bu meyveyi ilaç yapımında da kullanmaktaydı.
Acai üzümü son yıllarda çok konuşulur hale gelmiştir. Hatta acai üzümünü süper bir besin diye dünyaya duyurmaya başlamışlardır. Yüksek kolesterol hastalarında,kilo kayıpları için, bazı kanser türlerinde, osteoartritlerde gibi çok ciddi hastalıklarda olduğu gibi genel sağlık içinde çok yararlar sağladığı söylenilmektedir. Lakin tüm bunlar idda halindedir. Çünkü ispatlanmış hiçbir bilimsel veri bulunmamaktadır. Acai üzümü sadece deneysel olarak sadece bağırsak MR lerinde kullanılmıştır.
acai üzümü
Acai üzümü bir meyvedir. Meyve olarak tüketildiği gibi meyve suyu olarak da tüketilebilir.Acai üzümünden elde edilmiş sular gıda sektöründe dondurma, jöle , çeşitli karışımlarla likör olarakta kullanılır. Acai üzümün ticari değeri de vardır. Bu meyve mor renginden dolayı gıdalarda doğal renklendirici olarak kullanılmaya devam etmektedir. Acai üzümünün ayrıca tablet hali, toz hali gibi üretimleri mevcuttur.

Acai Berry ve Bilimselliği

-Sağlık alanında kullanımıyla ilgili acai berry nin iyi gelip gelmediği konusunda hiçbir bilimsel kanıt mevcut değildir.
-Acai berry kullanımı ve takviyeleriyle hızla kilo kaybı olduğunu belirten iddalara karşı bunları ispatlayacak bağımsız olan hiçbir hakemli dergide yayınmış çalışması mevcut değildir. Sadece hayvanlar üzerinde çalışma yapılmış olup farelere meyve suyu verilmiştir. Bu karşılaştırma ve araştırmalar sonucunda farelerde kilo kaybı görülmemiştir.
-Acai berry nin laboratuar araştırmalarında özellikle antioksidan üzerinde durulmuştur. Bu çalışmalardan anti kansere karşı iyi bir aktivite yaptığı ayrıca anti enflamatuvara karşı da aktivite gösterdiği görülmüştür. Bu da çilek , böğürtlen, kızıkcık gibi meyvelere nazaran çok daha fazla antioksidan özelliği olduğu laboratuar çalışmalarında görülmüştür.
– Antosiyoninler ve flavonoidler gibi çok çeşitli maddeler acai üzümün içeriğinde bulunur.Yunanca kelimelerden oluşan antosiyanin bitki ve mor olarak anlam taşır. Antosiyaninler denilen bu madde tüm çiçeklerde ,sebzelerde tüm bitkilere kırmızımavi ve mor renkleri verir. Antosiyanlar en çok kırmızı ve mor renge sahip olan acai üzümü,kırmızı üzüm, kızılcık gibi meyvelerde bulunur.
-Acai berry nin yağıda güzellik ve kozmetik ürünlerinin içeriğinde kullanılır. Elde edilen bu yağ yüksek antioksidandır. Bu özelliği nedeniyle el vücut kremlerinde, şampuan yapımında ve kozmetik ve güzellik ürünlerin de kullanılan yağlara daha zengin bir alternatif oluşturur. Yalnız daha fazla laboratuar çalışması ve araştırılması gerekir.
– Genel sağlık için kullanımında özellikle kolesterol ve artrit gibi hastalıklara iyi gelme durumumda kanıtlar yeterli değildir. Bu yüzden daha .çok bilimsel kanıt ispat gerektirir.

Uyarılar ve Acai Üzümünün Yan Etkileri ve Zararları

Acai berry nin sağlığa ne derece iyi geldiği konusunda ve bu bitkinin güvenilir olup olmadığı konusunda net bir bilgi yoktur. Hakkındaki bilgiler çok azdır. Palmiye gibi türlere alejisi olan kişiler bu meyveyi tüketmemelidir. Diğer bir hususta özellikle hamiler ve emzikli kadınların bu bitkiyi tüketmeleri tavsiye edilmez.
MRI gibi testleri acai üzümü tüketmek etkileyebilir. Bir sağlık sorunu yaşadığımızda alternatif olarak kullandığınız bitkileri mutlaka doktorunuza söyleyiniz.
Şimdiye kadar tespit edilmiş bir ilaçla etkileşimi söz konusu değildir. Eğer bir rahatsızlık sonucu sürekli ilaç kullanıyorsanız bu acai üzümü kullanmanın doğru olup olmadığını doktorunuza danışın.
Hiçbir gıda takviyesi veya bitkisel ürünlerle zararlı bir etkileşimi olduğu bilinmemektedir.
Acai üzümünün tüketilmesinde ki miktar kişinin yaşına ve sağlık durumuyla alakalandırılır. Şunu belirtelim acai üzümünün dozu hakkında yapılan laboratuvar çalışmaları yetersizdir. Unutmamak gerekir ki her doğal ürün güvenli değildir. Tüketimi de çok fazla dozlarda olmamalıdır. Böyle ürünlerin etiketlerini iyice inceleyerek doktorunuza veya eczacınıza sormadan tüketmeyiniz.Sağlığınız güvenilir doğal ürünleri dozunda tüketmektir.

Lazer Epilasyon

Lazer Epilasyon Nedir

Lazer epilasyon, istenmeyen tüylerden kurtulmak için dalga boyu belli olan ışık kaynaklarının kullanılması anlamına gelir. Lazer epilasyon ile cilt tipine uygun olan lazer ışığı kıl köküne yoğunlaşıp hemen akabinde ısıya dönüşerek kıl kökünün etrafındaki hiçbir dokuya zarar vermeden yalnızca kıl köküne nüfus ederek kıl kökünü ve çekirdek hücreyi tahrip eder.
1900 lü yıllarda Albert Einstein tarafından temelleri atılan lazer dönemi, tıp alanında yıllardır kullanılmaktadır. Lazer sistemleri, üroloji, beyin cerrahi, göz hastalıkları gibi bir çok tıp alanında kendini göstermektedir. Günümüzde ise lazer teknolojisinin en çok kullanıldığı alan, estetik ile güzellik ve bakım alanı için lazer epilasyondur. Lazer epilasyonda kullanılan lazer teknolojisi radyoaktif değildir bu sebeple sağlık açısından bir zararı yoktur. Lazer epilasyoda kullanılan metotlar Alexandite Lazerler, Diot Lazerler ve Nd-Yag Lazerler olarak sayılabilir. Bunun yanında . IPL ve Fotoepilasyon metotları ise lazer epilasyon olarak tabir edilemez.
Lazer Epilasyon Hakkında Bilgilendirme
Lazer Epilasyonda kullanılmakta olan lazer ışığının dalga boyu, melanin pigmentlerince emilirler. Soğutma sistemli lazer yöntemi sayesinde lazer ısısı cilt üzerinde hiçbir soruna sebep olmadan kıl köküne yok edebilen bir ısı kaynağına dönüşür.
Lazer ışını nedir, ciltte nasıl bir etki yaratır?
Lazer ışını, bilinen ışığın türünden farklı olarak tek dalga boyunda yayılan bir ışık türüdür. Lazer ışını dokunun üzerine düşmesi ile 3 farklı sonuç verir.
1- Yansıma: Yansıma yapan ışık çarptığı yerde herhangi bir enerji bırakmaz.
2- Geçirgenlik: Işık dokuyu geçebildiği için dokuya yine hiçbir enerji bırakmaz.
3- Absorbsiyon: Bu düşüşde ışık absorbe olur ve bütün enerjisini çarptığı dokuda bırakarak ısınmaya sebep olur.
lazer epilasyon
Lazer Epilasyon için hangi cihazlar kullanılmaktadır?
Alexandrite,Nd Yag ve Diod cihazları lazerli epilasyon için kullanılan sistemlerdir.

Lazer Epilasyon kimlere yapılabilir

Lazer epilasyon 12 yaş ve üzeri koyu renk tüy yapısına sahip kadın erkek her bireye uygulanabilir. Şayet tüy rengi çok açık ise lazer epilasyon bu tip tüylere etki etmeyecektir. Zira lazer ışığı koyu renk tüyleri görebilmektedir.
Lazer Epilasyon hangi bölgelere uygulanabilir
Lazer epilasyon, hem lazer epilasyonu yapan uzmanın hem de lazer epilasyon yaptıran kişinin direk ışıktan koruyan özel gözlükleri takmasının akabinde kulak deliği içi ve göz çukuru içi dışında bütün vücuda uygulanabilir.
Lazer Epilasyon ile tüy sorunu tamamen yok olur mu?
Lazer epilasyon yönteminde kullanılmakta olan bütün cihazlarda asıl prensip melaninin hedef olarak seçilmesidir. Melanin seviyesinin yüksek olduğu koyu renkli ve kalın tüylerde lazer epilasyonun başarı düzeyi oldukça yüksek iken, melanin seviyesinin düşük olduğu açık renkli ve ince tüylerde beklenen başarı oranı düşüktür. Lazer epilasyondan elde edilecek başarıyı etkileyen bir diğer etken ise kişinin ten rengidir. Zira ten rengi koyu olan kişilerde cilt yüzeyinde bulunan melanin oranı yüksek olduğu için lazer epilasyon buğday tenli ve esmer tenli kişilerde, beyaz tenli kumral kişilere nazaran daha büyük başarı getirir.

Lazer Epilasyonda Kıl kalınlığının önemi var mıdır?
Lazer epilasyondan istenilen sonucu elde etmek için kıl kalınlığının derecesi çok önemlidir. Zira kalın atılan lazer ışığını çok hızlı emer. Kıl yapısı ne kadar ve ne kadar koyu renkli ise lazer epilasyon ile tüylerden kurtulmak o kadar kolay ve hızlı olur. En başarılı sonuçlar beyaz ten, kalın ve koyu renkli tüylerde görülürken, ince ve açık renk tüyler lazer epilasyon seanslarının uzaması anlamına gelir.
Lazer epilasyon ile tüylerden kurtulma süresi nedir?
Lazer epilasyon ile istenmeyen tüylerden kurtulmak için size gereken süre tüy kalınlığı inceliği, tüyün koyu veya açık renkli olması, kullanılan lazer epilasyon cihazının özelliklerine göre değişir. Ancak ortalama koltuk altı tüylerinden kurtulma süresi 5-6 seans ve genelde seans başı 3-5 dakikadır. Bıyık ortalama 1 dakika 8-10 seans, yüz bölgesi genelde 8 ila 10 dakika sürerken 10-15 seans kadar sürebilir. Bacaklar yarım saat 45 dakika sürerken 4-5 seans da biter.

Lazer epilasyon yapılırken acı veya ağrı duyulur mu

Lazer epilasyon esnasında bölgeye bağlı olarak da değişse de karınca ısırığı gibi çok hafif bir his duyulur. Bunun dışında herhangi bir acı veya ağrı duyulmaz.
Lazer epilasyonda cilt rengi önemli midir?
Lazer epilasyon esmer ve buğday tenli kişilerde hem daha başarılı sonuçlar verir hem de daha kısa sürede tüylerden kurtulmayı sağlar. Beyaz tenlilerde kıl rengininde daha açık olması sebebiyle lazer epilasyonla tedavi süreci bir iki seans daha fazla sürebilir.

Lazer epilasyon da her seans arası süre ne kadardır?
Lazer epilasyon ile istenmeyen tüylerden kurtulmak için seansları uzmanın belirttiği sürelerde düzenli olarak yaptırmalısınız. Bu süre tüylü bölgeye göre ve tüyün yapısına göre değişir. Ortalama her iki lazer epilasyon seansı arasında en az 4 hafta en fazla 8 hafta süre bırakılır. Zira 4 haftanın daha az sürede kıl köklerini lazer göremeyeceği için başarılı sonuç alınamayabilir. 8 haftadan fazla ara verilmesi ile kıl köklerinin tekrar güçlenmesi ve lazer epilasyon seansı sayısının fazlalaştırılması gerekir.
Lazer epilasyon ile tüylerden kalıcı olarak kurtulmak mümkün mü?
Lazer epilasyon kıl köklerini tamamen tahrip ederek yok ettiği için seanslar tamamlandığında bir daha tüy çıkması söz konusu olmaz. Ancak çok ince ve dikkatli bakılmadıkça görülmeyen ince açık renk bebek tüyü denilen tüyler çıkabilir ve bu tüylere kişi kendisi herhangi bir epilasyon yöntemi ile müdehale ederse bu tüyler bir dahaki sefere kalın köklü kıl olarak geri dönebilir. Bu sebeple lazer epilasyon tedaviniz bittikten sonra asla bölgeye hiçbir şekilde epilasyon yöntemi ile müdahale etmemeniz gerekir.
Lazer epilasyon öncesi neler yapılması gerekir
Lazer epilasyon yaptıracağınız zaman seans öncesinde 3-4 hafta öncesinden itibaren cımbız, ağda, sir ağda, epilatör gibi kıl köklerine müdahale eden epilasyon yöntemlerini bırakmanız gerekir. Sadece jiletle bölgedeki tüyleri alınmalıdır. Lazer epilasyon seansına giderken yarım santim kadar tüyler çıkmış olması lazer epilasyon yapan kişi için kolaylık olur. Bunun yanında epilasyon yapılacak bölgeye herhangi bir krem, parfüm rolon sürülmemesi gerekir. Lazer epilasyon öncesi solaryuma girilmemesi ve güneşin zararlı ışınlarından korunulması gerekir. Lazer epilasyon yağılacak olan tüylere asla sarartıcı sürülmemesi gerekir. Cildi soyan peeling uygulamaları lazer epilasyondan en az 2 hafta önce bırakılmalıdır. Yüz bölgesine lazer epilasyon yapılacaksa makyaj malzemesi kullanılmamalıdır. Akne tedavisi için ilaç kullanıyorsanız lazer epilasyon yapacak uzamana bu konuda mutlaka bilgi verin.
Lazer Epilasyon Seanstan Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler
Lazer epilasyon yapıldıktan sonra ilk 1 hafta boyunca güneşin zararlı ışınlarından korunmalısınız ve solaryuma girmemelisiniz. Lazer epilasyon yapılan bölgeye yüksek faktörlü güneş kremi sürmelisiniz. Tedavi sonrası ilk bir hafta boyunca lazer yapılan bölgeye banyoda aşırı sıcak kullanılmamalı ve kese yapılmamalıdır. Peeling gibi cildi soyucu yöntemler kesinlikle lazer epilasyon yapılan bölgeye uygulanmamalıdır. Lazer epilasyon sonrası bölgede hafif derece kızarıklık olabilir bu geçici bir durumdur.
Erkeklerde lazer epilasyon
Son yıllarda lazer epilasyon, kadınlar tarafından tercih edildiği kadar erkekler tarafından da tercih edilmeye başlandı. Özellikle erkekler elmacık kemikleri, kaşlarının arasını, ense, boyun kısımlarındaki tüyleri, omuz, sırt bölgesi, göğüs bölgesi tüylerinden kurtulmak için lazer epilasyon erkekler tarafından tercih edilir. Erkeklerde lazer epilasyon seans sayısı, seans süresi açısından bayanlarda lazer epilasyonla pek bir farkı yoktur ancak erkek tüyleri daha koyu renk ve daha kalın olduğu için bayanlara nazaran daha kısa sürede daha başarılı sonuçlar elde edilir.