Kansızlık

Kansızlık Nedir Neden Olur?

Kansızlık kandaki alyuvarlar sayısının azalması neticesinde oluşan bir sağlık sorunudur. Buna ayrıca anemi de denir. Kansızlığın yetişkinlerdeki en büyük sebebi demir eksikliğidir. Bunun yanında B12 vitamini eksikliği, folik asit eksikliği de kansızlığa yol açan sebeplerdendir. Kanserler, kronik enfeksiyonlar, romatolojik hastalıklarda kansızlığa yol açar.

Kansızlık Yetişkinlerde Nasıl Belirti Verir?

Yetişkinlerdeki kansızlığın en belirgin belirtisi halsizliktir. Hasta aşırı halsizlik ve yorgunlukla hastaneye başvurur. Bunun dışında çarpıntı, çabuk yorulma, uyku bozuklukları, düşünceyi toparlayamama, unutkanlık, kulaklarda çınlama, baş dönmesi gibi semptomlarla da hastaneye başvurabilir.

Bunların yanı sıra hastada solukluk olur. Rengi solar. Hasta bunu fark etmez ama yakınları solduğu şeklinde hastayı yönlendirebilirler.

Kansızlığın başka belirtileri de olabilir. Fakat bunlar daha çok kansızlığın altta yatan sebebinin yaptığı belirtiler olabilir. Mesela mide veya kolon kanserine bağlı kansızlık varsa hasta baş ağrısı, karın ağrısı ve kabızlıktan şikayetçi olabilir.

Kansızlık Ve Sindirim Sistemi Kanserleri Arasında Bir Bağlantı Var Mıdır?

Demir eksikliği anemisi ve sindirim sistemi hastalıkları arasında ciddi bir ilişki vardır. Özellikle emilim problemi olan kişilerde demir eksikliği anemisi sıklıkla oluşabilir. Bazı kişilerde de B12 vitamin eksikliğine bağlı kansızlık oluşabilir. Demir eksikliği anemisi teşhisi konmuşsa bu kişilerde kalın bağırsakta, midede, 12 parmak bağırsağında ve yemek borusunda patoloji olma ihtimali yüksektir ve bu hastalarda o bölgelerin incelenmesinin mutlaka yapılması gerekir.

kadınlarda kansızlık

Demir Eksikliğine Bağlı Kansızlık Önemli Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir Mi?

Demir eksikliğine bKansızlık (5)ağlı kansızlık aslında bir teşhis değildir, bir bulgudur. Muhakkak altta yatan nedeni bulmak gerekir. Altta yatan neden ciddi bir durumda olabilir, basit bir durumda olabilir. En basiti yeterince kırmızı et yememektir. Bu basit bir sebeptir. Rahatlıkla ortadan kaldırılabilir. Ama bazen altından çok ciddi nedenler çıkabilir. Bunların başında mide, bağırsak ve yemek borusu kanserleri gelir. Demir eksikliği anemisi konulan erkeklerde veya menopoz sonrası kadınlarda endoskopi denilen yöntemle yemek borusunu, mideyi, kalın bağırsakları taramak gerekir.

kansızlık belirtileri

Demir Eksikliğine Bağlı Kansızlık Kadınlarda Neden Daha Çok Görülür?

Demir eksikliğine bağlı kansızlığın kadınlarda daha çok görülmesinin temel sebebi düzenli olarak adet görmeleridir. Ayrıca buna ek olarak kadınlar erkeklere göre kırmızı eti daha az tüketirler. Ülkemizde vejetaryen sayısı kadınlarda biraz daha fazladır. Bu nedenle yeterli demiri alamadıklarından, düzenli regli olduklarından bu nedenle demir eksikliği kadınlarda daha fazladır.

Yüksek Tansiyon

Yüksek Tansiyon Nedenleri (Sebepleri)

Yüksek tansiyon yani hipertansiyon atadamarlarımızdaki kan basıncının yükselmesi anlamına gelen kronik bir durumdur. Basıncın artması ile kalp kanın damarlar içerisinde dolaşımını yerine getirmek için normalin dışında bir şekilde çalışır yüksek tansiyon’ da sınır daha önceleri 140’ a 90 olarak tanımlanmıştır. Ancak günümüzde bu durum biraz değişmiştir.

Türkiye’de her üç kişiden birisi yüksek tansiyon hastası son bilimsel araştırmalar yüksek tansiyon kriterlerinde önemli bir değişikliği ortaya çıkardı. Yani yaşa ve geçirilen hastalıklara göre yüksek tansiyon eşikleri yeniden tanımlandı. Örneğin her yetişkin için yüksek tansiyon sınırı 14-9 iken ileri yaşlar için bu rakam 15-9’ a çıkarıldı.

 tansiyon

Türkiye’de yaklaşık 25 milyon kişinin tedavi gördüğü hipertansiyonda kriterler son bilimsel çalışmalar eşiğinde yeniden değiştirildi. Hipertansiyon için kritik eşiğin artabileceği ortaya konuldu. Bu değişiklik özellikle 80’ li yaşlar ve üzerindeki tansiyon hastalarını etkileyecek.

Bütün yaş gruplarında 140’ a 90 değilde yaşlı grupta özellikle 80 yaş üzeri grupta 150 büyük tansiyon 90 küçük tansiyonun üzerinde olması yüksek olarak kabul ediliyor. Yani seksen yaş üzeri bireyler için hipertansiyon hastası tanısı koyularak tedaviye başlama sınırı büyük tansiyonda 14’ten 15’e çıkmış oldu.

Şuandaki mevcut veriler 150’ ye kadar düşürmenin çok net yararını gösterdiği için yaşlılarda o kadar zorlamayalım şeklinde bir görüş mevcut şu anda. Ve tansiyonları kontrol altında tutulan kronik hastalar. Onlar içinde sınır değişti.

Yüksek Tansiyon Belirtileri

Hipertansiyon kontrol altında tutulmaz ise bir çok hastalığa davet çıkarabilir hatta ölüme kadar götürebilir. Özellikle hipertansiyonun neden olduğu hastalıklar kalp krizi kalp yetmezliği anevrizma periferik arter hastalığı ve böbrek rahatsızlıklarıdır. Tedavi şeklinde ise en önemlisi beslenme alışkanlıkları ve düzenli bir hayat kontrolü vardır. bu iki hususa dikkat edildiği sürece yüksek tansiyon bir nevi de olsa aşağılara çekilmektedir. Ancak yaşam şekillerinin değiştirilmesine rağmen düzene oturmayan hastalarda vardır. bunlara ekstra ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu sayede tansiyon düzeyi normal değerlere çekilmektedir.

Sonuç olarak tansiyon yükselmesi daima dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bu sayede ileriki yıllarda böyle bir tehlike ile baş başa kalmamak için genç yaşlarda düzenli spor yapmalı sigara gibi kötü alışkanlıkları hayatımızdan dışlamak gerekir.

Miyom

Miyom Neden Olur?
Adet gören kadınların rahminde bazı tümör çeşitleri gelişebilir. Bu tümörler rahim içinde oluşabildiği gibi rahim ağzında da görülebilirler. Tümörlerin kanser riski taşıyanlarınn yanı sıra iyi huylu olanlarıda vardır. Miyomlar rahimde yada rahim ağzında oluşan iyi huylu tümörlerdir. Fibroid tümör olarak da adlandırılırlar. Kadınlarda üreme organında gelişme gösteren ve çok sık karşılaşılan tümör çeşididir. Daha çok doğum yapacak yaşa gelmiş kadınların 5/1 inde miyom görülebilmektedir. Genellemeye bakıldığında 30 yaşın üstünde kadınlarda daha çok rastlanmasına rağmen, 20 yaşın altındaki kadınlarda da görüldüğü saptanmıştır. Bu güne kadar tam olarak miyomların neden oluştuğuna dair kesin bir bilgi tespit edilmemiştir. Ancak daha çok hormonlarla ilgili sebepler, çevresel faktörler miyom oluşmasına sebep olabilmektedir. Tabi genetik faktörlerinde miyom oluşumuna sebep olabileceği düşünülmektedir. Genellikle herhangi bir sebeple jinekeologa gitmiş bir kadın rahminde miyom olduğunu öğrenir. Ciddi belirtiler vermez. Miyomlar belirli aralıklarla uzman tarafından takip edilir. Endişe veren korkutucu bir durum değildir.
Kişide ağır sancılı geçen adet kanamaları, adet düzensizliği, uzun süren kanamalar, şişlik, kabızlık, sık idrara çıkma gibi şikayetler belirebilir. Hatta cinsel ilişki esnasında ağrı da yaşanabilir. Kısırlığa sebep olma çok az rastlanan bir durumdur. Miyomların tedavisinde erken teşhis çok önemlidir. Çünkü miyom tedavisi ameliyatla rahmin temizlenmesi yada rahmin alınmasıyla gerçekleşir. Günümüzde Tıp’ın ilerlemesiyle erken teşhis sonrası ameliyat yada rahmin alınmasına gerek kalmadan tedavi yöntemleri geliştirilmiştir ve oldukça yaygındır. Bu nedenlerle ameliyatsız çözüm için erken teşhis önemlidir. Ayrıca tedavi yöntemi ve miyomların tedaviye ne kadar uygun olup olmadığı uzman tarafından belirlenmelidir.
Yaygınlaşmış ve sıklıkla uygulanmaya devam eden tedavi şekli miyom embolizasyonu ve akıstik miyom tedavisidir. Bazı küçük miyomlar büyümeyebilirler. Uzman tarafından takibe alınıp büyüyüp büyümedikleri yada çoğalma durumları belli aralıklarla takip edilir. Her miyomun hemen alınması gibi bir şart yoktur.

Miyomların oluşumunda genetik yapı büyük rol oynar. Kişnin geçmişine baktığınızda annesinde, teyzesinde, anneannesinde gibi yakınlarında miyom varsa kendisinde de miyom görülme riski çok yüksektir. Genlerin böyle bir durumu kişiye taşıma durumu çok olağandır.
miyom

Hormonlarda miyomlara sebep olabilecek bir etki sağlar. Kadında bulunan östrojen ve progesteron hormonlarındaki fazlalık hormon dengesizliğine yol açarak miyom oluşmasına sebep olabilir. Hamilelik döneminde vücutta hormonların değişmesi ile de miyom oluşması görülebilmektedir. Hamilelikte farkedilen miyomlar çoğu zaman bir soruna yol açmaz. Ama mutlaka uzman tarafından takip edilir. Eğer olumsuz sonuçlar doğuracak bir büyüklüğe ulaşırsa ameliyatla alınırlar yada sezeryan ile doğum gerçekleşir. Bu yüzden en doğru olanı bebek sahibi olmak isteyen kadınların önce bir jinekolog tedavisinden geçmeleridir. Miyom görülen kadınların miyom tedavisi gördükten sonra hamile kalmaları daha sağlıklı olacaktır. Miyomlar ciddi belirtiler vermedikleri için farkedilemeye bilirler. Bu yüzden belli aralıklarla yaptırılan jinekolog kontrolleri önemlidir.
Hormon yüklenmiş bir rahimde de miyom oluşma riski vardır. Menopoz döneminden sonra vücutta östrojen hormonu üretimi son bulur. Bu sebeple miyomlar küçülür hatta yok olabilirler. Hormonlu ve genetiğiyle oynanmış yiyecekler, deterjanlar ve vücut losyonları gibi etkiler bazı kişilerde miyom oluşmasına sebep olabilir. Ayrıca vücutta hormonları harekete geçirecek diğer etkenler olarak söyleyebileceğimiz stres, diyet gibi durumlar da miyom oluşmasına sebebiyet verebilecek faktörler arasındadır.
Her ne kadar çok fazla kişi bilmesede dünyada kullanılan birçok kimyasal östrojeni taklit etmektedir. Hemen hemen bütün günlük yaşantımızda bu kimyasallarla ister istemez karşılaşıyoruz ve kullanıyoruz. Sabunlar, deterjanlar, losyonlar, bazı kozmetik ürünler, plastik malzemeler, katkılı gıdalar gibi birçok şey vücuttaki östrojen hormonunu harekete geçirmektedir. Buda miyomların oluşmasında çevresel faktörleri oluşturmaktadır.

Miyom oluşumunda sağlıklı beslenmenin de önemi büyüktür. Daha çok sebze ve meyve ile beslenen dengeli ve düzenli beslenmeyi tercih eden kişilerde miyom oluşum riski azdır. Tam tersini düşünürsek hazır gıdalar, şarküteri ürünleri fazla tüketen ve kilolu olan kişilerde miyom görülme olasılığı daha fazladır. Bu yüzden sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir.

Kabızlık

Kabızlık Neden Olur ?
Kabızlığın en belirgin sebepleri karın ağrıları ve karında meydana gelen şişliklerdir. Sürekli çay ve kahve içmek, spor yapmamak, vücudun su ihtiyacını karşılamamak ya da rahatsızlıklarınızdan dolayı kullandığınız ilaçlar kabızlığa neden olabilmektedir. Vücut içerisinde bağırsaklarımızın hareketinde yavaşlamalar ve azalmalar varsa bu durum kabızlığa neden olmaktadır. Bağırsak hareketlerimizin azlığı ya da çokluğu kişiden kişiye değişmektedir. Tuvalete gidememe gibi faktörler kabızlığa sebebiyet vermezler.
Dışkınızı hafta içerisinde bir ya da iki kere yapıyorsanız kabız oldunuz demektir. Kabızlık hastalık olarak adlandırılamaz. Kendine dikkat etmeyen her bireyin başına kabızlık gibi sorunlar gelmektedir. Bağırsakların düzeninde bir aksaklık varsa kabızlık başlamış demektir. Kabız olmanıza neden olan pek çok faktör bulunmaktadır.
Kabızlığın Başlıca Nedenleri
Yeterince Su İçmemek
Vücut içerisinde parçalanan yiyeceklerin suyu bağırsaklar tarafından çekilmektedir. Bu yiyecekler sindirim esnasında parçalanmaya uğrarlar. Vücut içerisinde gerektiği kadar suyun olmaması kabızlığa sebep olmaktadır. Bu yüzden bol bol su tüketmeliyiz. Ayrıca sıvılar mümkün olduğunca alkolsüz ve kafeinsiz olmalıdır. Bu şekilde kabızlık yavaşlar ve dışkılama işlemleri kolaylık kazanır.
Beslenme Düzeninin Bozulması
Bazı dönemlerde beslenme düzenimiz çok bozulur ve toparlayamayız. Vücut alışılmışın dışına çıktığımız zaman sindirim sistemlerimizde hareketlenmeler olmaktadır. Vücudun dengesi bozulduğu zaman gaz sorunuyla ve kabızlık sorunuyla karşılaşabiliriz. Eğer çalışma saatlerinizde aniden uzamalar olursa yemek yeme saatinizin vaktini geçireceğinizden hazımsızlık sorunu yaşayabilirsiniz. Uzun yolculuklara çıkıyorsanız ya da yabancı bir yerde kalacaksanız beslenme alışkanlığınıza dikkat etmeniz gerekmektedir.
kabızlık
Hareketsizlik
Tıpta hareketsiz insanların daha çok kabız olacağı kabul edilmiş bir durumdur. Rahatsızlığından dolayı uzun süre yatağa mahkum kalan insanların fiziksel hareketleri sınırlandığı için kabızlık oluşur. Eğer düzenli olarak spor yapıyorsanız o zaman sindirim sisteminizin düzelmesine de yardımcı oluyorsunuz demektir.
Lifli Yiyecekleri Az Tüketmek
Lifli yiyecekler yememek her zaman sindirim sistemini hızlandırmaz. Lifli olmayan fakat fazla yağlı olan peyniri fazla tüketiyorsanız sindirim sisteminiz yavaşlar. Aynı zamanda sürekli et tüketimi de buna sebep olmaktadır. Eğer bu yiyecekleri devamlı tüketiyorsanız az lifli yiyecekleri de yanında tüketmeniz gerekebilir. Bu besinlerin yanında salata ve yeşillik tüketimi, brokoli ve bezelye gibi sebzeleri yemeniz yararınıza olacaktır. Lif içeren yiyecekleri çok fazla tüketmezseniz kabızlık problemiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Lifler bağırsak içlerinde katı dışkıların oluşmasına engel olur.
Depresyon
Depresyona giren insanların vücut sistemlerinde anormallikler görülmektedir. Bağırsaklar da bundan payını almaktadır. Eğer depresyona giriyorsanız kabızlık sorunuyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Doktorunuzun bu durum için size yazacağı ilaçlar bile kabız olmasına neden olmaktadır.
Stres
Strese giren insanlar genelde ne yediğini bilmezler. Vücut stres altındaysa hormonal bozukluklar ortaya çıkabilir. Bunun yanında sinir sistemini etkileyen bu durum sindirim sistemine kadar yansımaktadır. Tüm bunların birleşmesi ile kabızlık sorunu oluşur.
Dışkılamayı Ertelemek
Dışarıya çıktığımız zaman çoğumuz bulunduğumuz yerdeki tuvaletleri kullanmak istemeyiz. Dışkılama süresinin geçmesiyle birlikte vücut kendi işini kendi görür. Bunun sonucunda da kabızlık meydana gelir.
Laksatif ilaçlar
Laksatif ilaçların kullanımı dışkılamada zorluk çekmenizi engellemektedir. Laksatif ilaçların bazıları dışkılamanızı kolaylaştırırken bazı durumlarda da bağırsakları çalıştırır. Fakat bu ilaç uzun süre kullanılırsa bağırsaklarınız kendi işleyişini unutacak size bağımlı kalacaktır. Böyle ilaçların kullanımında doktorunuzun size önerdiği sürenin dışına çıkmamalısınız.
İlaçlar
Her ağrı çektiğinizde ağrı kesici haplar içiyorsanız ve vücudunuzun demir takviyesini gerçekleştiren haplar kullanıyorsanız kabızlığa kapı açıyorsunuz demektir. İlaçlar sindirim yoluna girdiği zaman mide bağırsak işlevleri ile emilmektedir. Doktorunuzun kontrollerinde kullanacağınız her türlü yüksek tansiyon hapları ve mide ilaçları kabızlığa neden olur.
Hipotiroid
Hipotiroid rahatsızlığı sonucunda tiroit bezleri yeteri kadar hormon üretmemektedir. Vücudun metabolizma sistemini gerileten bu hormonlar kabızlık sorununa da işaret etmektedir. Fakat her zaman kabızlık sorunu yaşanacak diye bir kural yoktur. Eğer kabızlık problemini sürekli yaşıyorsanız doktorunuza bu durumun neyden kaynaklandığını tespit ettirmelisiniz.
Nörolojik Hastalıklar
Nörolojik rahatsızlıklardan biri de parkinson rahatsızlığıdır. Nörolojik rahatsızlıkların yaşanması sindirim sistemine büyük oranda etki etmektedir. Bu rahatsızlık sonucunda yürüyüşlerde bozukluklar da meydana gelebileceği gibi kabızlık sorunu da yaşanabilmektedir. Diyabet hastalığına yakalanmış kişilerin sinir sisteminde oluşan bozukluklar yenilen yiyeceklerin sindirilmesinde zorluk çıkarabilir. Devamlı olarak kabızlık problemini yaşıyorsanız kan şekerinizi ölçen testleri uygulamalısınız.
Huzursuz ( İrritabl) Bağırsak Sendromu
Bu sendromun daha hangi koşullarda meydana geldiği ne bir şekilde bilinmemektedir. Bağırsak da meydana gelen enfeksiyonların sebebi doğrudan gözlenebileceği gibi bireylerin yaşadığı sinirsel problemler bu durumu daha fazla tetikler. Karnınız ağrıyorsa ve bağırsaklarınızın kaynadığını düşünüyorsanız bu sendromu yaşıyor olabilirsiniz. Bu durumda bir anda kabız olabileceğiniz gibi ishalde olabilirsiniz.
Hamilelik
Hamile olan bayanların rahim bölgesi bağırsakların üzerine baskı uygulamaktadır. Bu durumda hamilelik döneminde kabızlığın görülmesi çok normaldir.
Doğum Yapmak
Hamilelik döneminde kabızlık sorununu yaşayan bayanlar bu duruma doğumdan sonrada katlanmak zorunda kalabilirler. Doğumdan sonra kadınların karın kaslarındaki yavaş hareketlilik, doğum esnasında ya da doğumdan sonra verilen ilaçlar bu durumu tetiklemektedir. Bazı bayanlarda doğum sonrası perineal sancıları görülmektedir. Bu durum dışkılamayı zorlaştırmaktadır. Bu durum sizin için katlanılmaz seviyeye geldiyse doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Kepçe Kulak Ameliyatları

Kepçe Kulak Ameliyatları
Kepçe kulak ameliyatları bugün artık su içmek kadar basit ve pratik bir hale gelmiş durumda. Cerrahlar bu basit operasyonu farklı şekillerde yapabilseler bile bu operasyonun temel olarak yapılma şekli net ve açıktır.
Bu ameliyatlar kulaklarında kepçelik olan her kişide uygulanabilir. Bu fiziksel durum genellikle genlerden kaynaklanır. Yani hiçbir insanoğlu sonradan kepçe kulak olma korkusuyla yaşamak zorunda değil. Ancak tabi ki düşük oranlarda sonradan kepçe kulaklı olan insanlar da mevcut. Bunun sebebi pek de doğal değil ancak yine de var. Bu ameliyatlar için hiçbir yaş kısıtlaması yoktur. Hatta bu ameliyatların küçük yaşta yapılması, hastanın psikolojik gelişim bakımından daha rahat bir dönem geçirmesine yardımcı olur.
Ameliyatlar genelde iki şekilde gerçekleşir. Bir tanesi ip ile kepçe kulak ameliyatları diğeri ise klasik bir ameliyat ile kulak kıkırdağının çekilmesidir. İki ameliyat şeklinin de uygulandığı hasta grupları farklıdır. Hastanın hangi şekilde ameliyat olacağı preoperatif dönemde(operasyon öncesi dönem) belirlenir ve hasta yönteme uygun bir şekilde operasyona alınır. Bu basit operasyon sonrasında hasta kepçe kulaklarından kurtulmuş olur.
Bu ameliyata girmiş bir hasta, kesinlikle kalan izlerden şikayet etmez. Çünkü bu ameliyattan arda kalan izler yok denecek kadar azdır. Ayrıca ameliyat kulağın arkasından yapıldığı için siz kepçe kulak ameliyatı olmuş biri ile normal birini ilk görüşte asla ayırt edemezsiniz. Bu arada eğer hasta ip ile kepçe kulak ameliyatı olmuş ise ameliyat esnasında hastanın kulak çevresinde bir çizik bile olmayacağı için kesik izi olması ve kepçe kulak ameliyatı olduğunun anlaşılması neredeyse imkansızdır. Bu sebepten dolayı her hastada öncelikli olarak ip ile ameliyat yönteminin olup olmayacağı araştırılır. Klasik teknik ikinci plandadır.

Kepçe kulak ameliyatlarından sonra hastanın belirli bir süre bandaj takması gerekmektedir.2 haftalık bu süre hastadan hastaya uzayabilir veya kısalabilir. Kulak su, travma ve darbelere karşı korunmalıdır. Ayrıca genelde bu ameliyat sonrasında, bazı küçük ilaçlar ve öneriler verilebilir. Bunlara uyulduğu takdirde ameliyat çok kolay bir şekilde atlatılacaktır.

Bu ameliyattan sonra kulağım tekrar açılır mı? Eski haline geri döner mi?
Kepçe kulak ameliyatlarından sonra kulakta şekil bozuklukları oluşması, tekrar eski haline dönmesi veya ameliyat yerinin açılması çok düşük bir olasılıktır. Genel olarak böyle sorunlarla karşılaşılmaz. Ancak ola ki karşılaşırsanız bu durumu doktorunuzla konuşmanız gerekmektedir. Çünkü girdiğiniz her ameliyat doktorunuzun garantisi altındadır.
kepçe kulak
Bu tip kulak ameliyatları genellikle lokal anestezi altında yapılmaktadır. Bilirsiniz ki lokal anestezi sadece istenilen bölgede his kaybı oluşturur. Ancak bazı durumlarda(aşırı anksiyete ve kaygı gibi durumlar) genel anesteziye de yönelinebilir. Ameliyat kısa bir sürede gerçekleştirilir. Ortalama 1 saatlik bir süreç içerisinde olur ve biter. Hasta isteğine göre bir gün hastanede konaklayabilir ancak aynı gün evine dönen hastalar da vardır. Bu isteğe göre belirlenir. Ameliyatın önemli hiçbir riski yoktur. Hayatınızı tehlikeye sokmaz, vücudunuzda kalıcı hiçbir hasara neden olmaz.

Peki bu ameliyat ne kadardır?

Bu soru, sorunun karşısında gereksiz bir soru gibi geliyor kulağa. Çünkü sorun dış görünümünüz ve bu sizi psikolojik rahatlığa kavuşturacak bir ameliyat. Ancak içerisinde estetik kelimesi geçtiği için ücret konusunda önyargılı yaklaşılan bir ameliyat olduğu da söylenebilir.
Kepçe kulak ameliyatlarının ücretinin belirlenmesinde hastanenin, anestezi yönteminin ve de kullanılan ameliyat tipinin etkisi vardır. Ancak genelde lokal anestezi ile yapıldığı için küçük ameliyat kategorisine girer ve bu sebepten dolayı ameliyathane masrafları bir burun veya göğüs estetiğine göre oldukça düşüktür.
Ameliyatın fiyatını etkileyen bir diğer etken ise hastanın kulağının anatomik yapısının ne kadar büyük olduğudur. Çünkü daha bozuk bir yapı daha çok uğraştırır, daha çok uğraşılan ameliyat daha uzun sürelere taşar. Bu şekilde de ameliyatın ücreti bir nebze daha artabilir.
Bu ameliyatın ücreti ortalama olarak 3000 ile 6000 TL arasındadır. Tabi ki de bundan daha az veya daha çok bir değerde ameliyat yapan hastaneler bulabilirsiniz. Ancak ortalama eğrilikte olan bir kulak için normal fiyat budur. Hasta ameliyat olacağı hastaneyi ve doktoru seçme hakkına sahiptir. O yüzden biraz araştırıp en ucuz doktoru değil de alanında iyi bir kariyeri olan bir doktor ile anlaşmanızı öneririm.

İp ile kepçe kulak estetiği nasıl yapılır?
İp ile yapılan bu ameliyat genellikle 15 dk’lik kısa bir süre zarfında gerçekleştirilir. Standart olarak lokal anestezi ile gerçekleştirilmesine rağmen eğer hasta isterse genel anestezi ile de yapılabilir.

Bu estetik türünde tüm olay hastanın kulağının arkasında sarkmış vaziyette duran kıkırdağı askıya almaktır. Basit bir dille anlatılmak gerekilirse kulağın arkasında bir kıkırdak bulunur ve bu kıkırdağın görevi kulağınıza gerekli açıyı vererek duyma oranınızı en yükseğe çıkarmaktır. Ayrıca alışılmış görüntüsü ile bir kulağa şekil vermektir. Ancak bazı insanlarda bu kıkırdak sarkmış vaziyette durur. Bu ameliyatta da o kıkırdak gerdirilerek öyle durması sağlanır. Neşter, törpüleme ve bunun gibi deri bütünlüğünün bozulduğu bir durum olmadığı ve de gayet kesin sonuçlar elde edildiği için bu ameliyat türü kepçe kulak ameliyatları arasında en çok tercih edilen türdür.

İp ile gerçekleşen bu ameliyat türü hiçbir sağlık sıkıntısına yol açmaz. Hatta lokal anestezi almazsanız bu bir ameliyat bile sayılmaz. Ancak biraz acı çekebilirsiniz.

Peki bu ameliyat bu kadar kolay ve acısız ise neden klasik türde ameliyat da kullanılıyor?
Tabi ki de diğer ameliyat türüne de ihtiyaç duyulmakta. Çünkü bazı durumlarda kıkırdağı gerdirmek bir sonuç vermeyecektir. Böyle durumlarda kulak arkasının açılarak kıkırdağın cerrahi bir
operasyon ile geriye çekilmesi gerkmektedir. Böyle durumlarda hiç riske girilmeden direkt olarak klasik türe geçiş yapılmalıdır.

Kepçe kulağın deforme olması

Kepçe kulak sorunu genetik bir sorundur. Yani eğer sizin annenizde babanızda kepçe kulak geni yok ise bu sizde de olmadığı anlamına gelmez. Çünkü kepçe kulak geni çekinik bir gendir. Yani ikisi de olmayabilir ama siz olmuşsanız bu garip bir durum değildir. Gen ağacının daha da yukarılarına çıkılarak bu durumu daha iyi anlayabilirsiniz. Çünkü eğer sizde var ise soy ağacınızdaki kan bağınızı bulunan diğer bir aile üyesinde de bulunması normaldir.
Doğum esnasında vakum kullanılması ve de sürekli kulak üzerine yatırılması kulağınızın şeklini bozmayacaktır. Dediğim gibi kepçe kulaklık genetik bir sorun olup tek çaresi ameliyattır.
Ancak sadece genlerle ilgili olacak diye bir durum yok. Eğer fiziksel bir kaza geçirilmiş ise kulakta veya vücudun başka yerlerinde şekil bozuklukları oluşması olağandır. Ancak böyle durumlar genetik olmadığı için eğer genotipinizde yok ise çocuğunuzun kepçe kulak doğması biraz düşük oranlı bir olaydır. Ancak bu olay için de size emin olarak söyleyebileceğim tek sistem ameliyattır.

Gireceğim ameliyat sonrası göze batar bir iz kalacak mı?
Göze batmayı geçin eğer girdiğiniz ameliyat iple yapılan türden ise, bir çizik bile kalmayacaktır. Ancak klasik türde ufak bir çizik kalsa bile bu iz kulak arkasında olup pek fazla dikkat çekmeyecek türde hatta başarılı bir cerrahın emeği geçmiş ise birisi kulağınızı detaylı bir şekilde incelemeden sizin böyle bir ameliyat geçirdiğinizi anlamayacaktır. Küçük bir çizik gibi kulağınızın arkasında saklı kalacaktır.

Çocuklarda kepçe kulak ameliyatının yapılması önerilir mi?
Bu durum biraz sıkıntılıdır. Özellikle ilkokul çağındaki arkadaş çevresi biraz acımasız olacağından çocuğunuzu psikolojik bakımdan bir iç sıkıntıya sürükleyebilir. Bu dönemlerde çocuklarda yaşanan iç sıkıntılar onun karakterini belirleyeceği için çok dikkatli olunması gerekir. Bir insanın kulak gelişimi ortalama olarak 7 yaşında tamamlanır. Bu yaşa kadar olan anatomik bozukluklar eğer değişmedi ise o zaman ameliyata başlanılabilir. Hatta bu ameliyat için en uygun dönem hem psikolojik hem de anatomik açıdan bu dönemdir. Ancak en uygun dönem diye sadece 7’li yaşlarda yapılacak diye bir şey yok. Siz eğer 60 yaşında iseniz yine de bu ameliyatı yaptırabilirsiniz. Anestezi yönünden bir sıkıntı oluşmayacak ise bu ameliyatın hiçbir sağlık sorunu teşkil etmeyeceğinden emin olabilirsiniz.

Kepçe kulak sorunumu ameliyat olmadan düzeltebilir miyim? Kendiliğinden geçer mi?
Bu sorunun kesin bir yanıtı tabi ki de var. Çünkü kulak kepçeliği sorunu kendiliğinden geçmeyen bir sorundur. Başka bir çözümü olsa veya kendiliğinden geçse her cümlede ısrarla tek çaresi ameliyat diyemezdim. Ancak ne yazık ki bu problem kendiliğinden geçmez. Ayağınız kırılmış gibi düşünebilirsiniz. Siz onu alçıya almaz iseniz iyileşir mi? İyileşse bile yamuk kaynar. Bütün anatomik bozukluklar için ameliyat gerekir.
Bazı hastalar kafalarına çok takıp psikolojileri bozuk bir şekilde durumu kendi kendine çözmeye çalışabilirler. Özellikle yüksek etkili bir yapıştırıcı ile kulağını yapıştırmaya çalışabilirler. Ancak bu yöntem kesinlikle uygulanmaması gereken bir yöntemdir. İçerisindeki kimyasallar yüzünden deride kalıcı yanıklar, hasarlar ve hatta kulak kayıbına kadar gidebilir. Böyle yöntemlerin kesinlikle ve kesinlikle denenmemesi gerekmektedir. Bu yöntemin dışında da küçük bebek anneleri, çocuklarının kulaklarının kepçe olduğunun anladıktan sonra bu durumun çocuklarının ilerideki psikolojisini bozacağını düşünerek saç bandı gibi şeylerle çocuğun kulağını düzeltmeye çalışırlar. Ancak böyle hiçbir yöntem kepçe kulak problemine bir çözüm yolu değildir. Böyle bir durumda yapılacak tek şey uygun yaşın gelmesini bekleyip ameliyata almaktır. Unutmayın ki saç bandı gibi şeylerle bebeğinizi sıkmanın çocuğunuzu rahatsız etmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Ameliyat istememesinin nedeni korku olan hastalar için demek istediğim bir şey var ise bu hastaların korkmamalarına yardımcı olacak birkaç söz söylemeliyim. Bu ameliyatta korkulacak hiçbir şey yoktur. Ameliyatta uyanık olacaksınız ve her adım size teker teker anlatılacaktır. İple yapılanı 15 dakika klasiği ise 45 dakika sürecektir. Korkulacak hiçbir şey olmayacaktır ve bu uygulamada hiçbir şey hissetmeyeceğinize dair size garanti verebilirim. Yalnızca klasik uygulama sonrası bir süre sızlayabilir ancak bu sızlama korkulacak kadar büyük bir acı uyandırmayacaktır.

Kepçe kulak ameliyatından sonra kulağım eski haline döner mi?
Ameliyat öncesinde yapılan dikkatli ve ufak testlerin ardından bu ameliyatın başarılı geçmesi mutlaktır. Ancak kulağın tamamen eski haline dönmesi imkansız kadar düşük bir orandadır. Lakin kulak eski haline dönmediği ancak yine bir nebze olarak açıldığı vakalar görülmüştür. Bu vakalar klasikte %1-2 ipli teknikte ise %5-10 civarında seyir etmektedir. Ameliyat başarısının yanında ameliyat sonrası istirahat dönemi de önemlidir. Hastanın da bu dönemde normal yaşantısından biraz daha dikkatli yaşaması gerekmektedir. Bu dönem en fazla 1 hafta sürecektir.

Horlama

Horlama Nasıl Olur?

Çevrenizde pek çok kişinin uyurken horladığını söylediğini durmuşsunuzdur. Belki de en yakınlarınız bile sizi rahatsız eder derecesinden horladığına şahit oldunuz. Horlayan kişinin de bu durumdan pekte hoşnut olduğu söylenemez çünkü horlama bir nefes alma problemidir. Bu söze ita fen horlayan kişinin sağlık durumunun da ve rahat bir uyku uyuyamadığımda anlaşılabilmektedir. Kimi zaman nefes alıp verirken az duyulan ses ile kimi zamanda gürültü duyulan yansımalı ses ile karşımıza çıkan horlama deresi her ne kadarda farklı olsa nihayetinde bu durum horlama problemi yaşayanların uyku düzenine yansımaktadır. Horlamamak için yatışınızda bazı değişiklikler yapabilirsiniz. Örneğin yan pozisyonda yatmanız, Beslenmenize dikkat ederek kilo almamaya çalışmanız ve alkol kullanımından uzak durmanız size yardımcı olacaktır.
horlama

Horlamaya Etki Eden Bazı Nedenler

Horlamanızı sağlayan baş düşmanlardan biride aşırı kilolardır. Aşırı kilo yağlanmaya sebep olduğu için fazla yağlarda solunum yollarının sıkışmasına neden olmaktadır. Bu nedenle boğazlara baskı yaparak uyurken nefes alıp vermeyi güçleştirir ve boğazdan ses çıkmasına yol açar. Hormona etki eden başka bir sorun yoksa derhal kilo vermelisiniz. Horlama uyku esnasında olduğu için en önem vermeniz gereken bir diğer konuda yatış pozisyonunuzdur. Düz yatmaktan kaçınarak sağ ve sol yan yatış pozisyonlarını tercih ediniz. Yatmadan önce alkol kesinlikle almamalısınız. Alkolün vücutta rahatlatma ekişi vardır ve hormon arttırıcıdır. Bunların yanı sıra doğuştan horlamaya neden olan küçük dil, dar solunum gibi anatomik yapıdan ve burun eğrilmesinden kaynaklanan bazı nedenler olabilmektedir. Sinüzit ve uyku apnesi olanlarında horlama sorunu yaşadığını görebilirisiniz.

Meme Küçültme

Amacı, aşır büyük ve sarkık memelere biçim vermek ve boyutlarını ayarlamak olan meme küçültme işlemi çeşitli alt dallara ayrılabilir. Bunlardan biri deri, süt bezi ve yağ dokusunun fazla olan kısmının çıkarılması olur iken, diğeri memenin “areola” denilen renkli kısımları ve ortasındaki meme başının daha yukarıda bir yere taşınması işlemidir. Daha büyük memelerde areola denilen bu renkli kısım gerilimden dolayı genişlemiştir. Uygun bir görüntü oluşturmayan bu memeler, areolanın çapı azaltılarak uygun pozisyona getirilir. Meme bu işlemlerden sonra yuvarlaklık, hacim ve projeksiyon (gövdeden çıkıntı, diklik) kazanırken aynı zamanda doğal ve güzel bir görünüme de kavuşur. Hasta küçültme operasyonu öncesinde orantısız memelere sahip iken bu işlem sonrasında daha orantılı memelere sahip olacaktır. Ayrıca kıyafetleri de vücuduna daha rahat oturacaktır. Hasta spor yaparken daha rahat edecek, vücudunu kullanması gereken aktivitelerden kaçmak yerine bu tür aktivitelere katılmak için can atacaktır. Ayrıca, meme küçültme ameliyatları estetik cerrahi ameliyatları içerisinde hastanın memnuniyetinin en fazla olduğu ameliyatlar arasındadır.
Kadının güzel görünmesinde önemli olan etkenlerden en önemlisi, vücutta bir bütün, bir uyum olmasıdır. Bu uyum ise meme büyüklüğü ile kadının genel vücut yapısı, göğüs kafesinin genişliği ve belinin darlığı arsındaki uyumdur. Büyük memeler zamanla yerçekiminin etkisiyle aşağı sarkar. Ergenlik döneminde belirginleşmeye başlayan memelerin genç yaşlarda gereğinden büyük olması kişinin sosyal yaşantısı için birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirir. Memelerinin büyüklüklerinden dolayı rahat giyinemezler, sürekli bol kıyafetler seçmek zorunda kalırlar. Aşırı büyük memelere sahip genç kızlar genelde kiloludurlar. Sosyal ilişkileri bozulabilir ve zamanla içine kapanabilirler. Büyük memeler insanı yaşça daha büyük gösterir. Gebelik dönemi ve sonrası, kilo alıp verme gibi olaylar sonucu memeler daha da büyüyüp sarkacaktır.
meme_kucultme
Büyük memeler yapacağı gereksiz ağırlıktan dolayı zamanla omurgada kalıcı bozukluklara yol açabilir. Ayrıca sık sık sırt ve boyun ağırlarına neden olur. Memelerin altı sürekli havasız kaldığından zamanla biriken ter tahrişlere ve pişik yaralarına yol açar. Aşağı verilen ağırlıktan dolayı uzun süre takılan sütyen askılarının izi omuzlarda kalır. Ancak yapılan meme küçültme operasyonları sonrasında tüm şikâyetler son bulacaktır.

Meme küçültme ameliyatına uygun bir aday mısınız?

Burada sıralı cümlelerden en az birini kurduysanız, evet uygun bir adaysınız;
-Memelerim vücut yapıma oranla çok iri duruyor.
– Memelerim ağır ve sarkık, uçları aşağıya bakıyor veya çok genişlemiş durumda.
– Bir memem diğerinden daha büyük.
– Memelerin altında kalan kısımdaki cildimde tahriş mevcut.
– Memelerimin ağırlığından dolayı sırt, boyun ve omuz ağrılarım var.
– Omuzlarımda sütyenlerin izleri kalıyor.
– Memelerimin büyüklüğü ve ağırlığından dolayı sportif aktivitelerde kısıtlama yapmam söz konusu.
– Memelerimin büyüklüğünden rahatsızlık ve memnuniyetsizlik hissi duyuyorum.

Meme küçültme ameliyatları hangi yaşlarda ve ne zaman yapılır?

Herhangi bir yaşta yapılabilen, meme küçültme ameliyatları için meme büyümesinin durduğu boyutlarının değişmediği ergenlik sonrası dönem daha uygundur. 18 yaşında sonra yapılması her açıdan uygundur. Ancak memelerin kontrolsüz büyüdüğü (virginal hipertrofi )durumlarda daha erken de uygulanabilir. Bu ekstrem durum dışında, meme küçültme işlemi her yaştaki kadına rahatlıkla uygulanabilir. Gebelik dönemi ve sonrası memelerde süt vermeden dolayı bazı değişiklikler meydana gelir. Hasta, çocuk doğurmadan meme küçültme işlemi yaptırmışsa, ilerleyen yıllarda yapacağı doğum sonrasında memelerinde meydana gelecek değişimlere (sarkmalara) katlanmak zorundadır. Hasta bir diyet planlamışsa ve belirli bir sürede belirli bir miktar kilo vermek istiyorsa, bu diyetin bitmesini beklemelidir. Operasyona gerek kalmadan memeleri kilo verince küçülmüş olabilir. Bu durumu da cerrahına bildirmelidir.
Ameliyat, gebelik döneminde yapılamaz. Sütten kesilip memeler küçülünce, sarkma olacağı için bu zamanın geçmesi beklenir. Kanama döneminde ise hem hijyeni sağlamak için hem de memelerde bir miktar dolgunluk ve büyüklük olması gerektiği için yapılmaması daha doğrudur.

Meme küçültme ameliyatı süt vermeyi etkiler mi?

Yapılan incelemelere göre, meme küçültme işlemi yapılmış kadınların, diğer normal memelere sahip kadınlara yakın ölçüde süt verdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte tam garanti etmek de mümkün değildir. Aşırı büyük memelere sahip kadınlarda süt verme miktarında bir azalma meydana gelebilir.

Meme küçültme ameliyatından sonra his kaybı olur mu?

Geçici bir his kaybı meydana gelebilir ancak bu durum zamanla düzelir ve memeler eski duyarlılıklarına kavuşur. Ameliyat sonrası memelerinin küçülmesi ve çok daha düzgün bir şekil almasına bağlı olarak, çok daha duyarlı olduğunu söyleyen çoğunluğun yanında, nadiren memelerinin duyarlılıklarında bir azalma meydana gelen kadınlar da vardır.

Meme boyutları ve hacmi istediğim oranda küçülebilir mi?
Hastalar istedikleri meme boyutunu sütyen ölçüleriyle bildirir. Hasta memelerinde düzelmesini istediği noktaları da cerrahına bildirmelidir. Sütyen ölçüleri markadan marka değişmesine karşın genel olarak formülize edilirse 00X şeklindedir. Yani iki rakama ve bir de harften oluşur. 80, 85, 90 gibi ölçüler göğüs kafesinin çevresidir. Harfler ise memeye ait ölçülerdir. (Kup hacmi) Boyut ile harf ve rakam doğru orantılıdır. (Meme büyüdükçe harf veya rakam da artar.) Meme küçültme operasyonları sonucu değişen rakamlarla ifade edilen göğüs kafesinizin boyutu değil, harflerle ifade edilen memenizin boyutudur. Örneği ameliyat öncesi 85D boyutuna sahipseniz, ameliyat sonrası 75 veya 70’e düşmek yerine 85C veya 85B’ye düşebilirsiniz. Hasta, ameliyat sonucu maksimum 2 harf altına düşebilir. Daha fazlasını garanti etmek sadece hayal kurmak olacaktır.

Ameliyat öncesinde nasıl bir değerlendirme yapılıyor?

Operasyon öncesinde memeler her açıdan muayene edilir ve fotoğraflanır. Bazı ölçümler yapılmasının ve boyut ve şekline bakılmasının yanı sıra derinin kalitesi ve meme yumuşak dokusunun yoğunluğu da muayene edilir. Meme ucu ve çevresindeki renkli kısım da kontrol edilir. Tüm bu değerlendirmelerden sonra yapılacak cerrahiye karar verilir.

Meme küçültme operasyonundan önce neler yapılmalı, neler yapılmamalı?

Operasyondan önce bazı tıbbi tahliller yapılır. Anestesi hazırlığı için de gerekli olan bu tahliller ile hastanın genel sağlık durumu, kullandığı ve kullanmakta olduğu ilaçlar (kortizon, doğum kontrol ilaçları, antihipertansif, antikoagulan, diabet ilaçları, antibiyotik, yatıştırıcı ve uyku ilaçları…), ilaç alerjileri, daha önce yapılmış meme biyopsileri sorgulanır. Ameliyattan önce hastanın yanşa göre meme ultrasonu ve mamografisi istenirken, operasyondan 6ay – 1yıl sonra yine aynı tetkikler istenir. Böylece ameliyata bağlı değişiklikler tespit edilir. Bu tetkikler, sonraki değerlendirmelere temel oluşturur.
Bütün ameliyatlarda olduğu gibi operasyondan en az 3 hafta önce sigarayı kesmek gerekir. Sigara, dokuların dolaşımını bozacağından zararlıdır. Aynı şekilde aspirin alımı da en az 3 hafta önceden kesilmelidir. Çünkü aspirin kanamayı artırır. Son bir haftada ise, kanı sulandıracak ilaç ve benzeri maddelerden uzak durmak gerekir. Ayrıca, Apranaks, Vermidon, Volteren gibi ağrı kesiciler (Ağrı kesici gerekirse Minoset ve Novalgin kullanılabilir), yeşil çay, keten tohumu, domates çekirdeği gibi bitkisel ürünler, Ginseng gibi bazı multivitaminler ve her türlü zayıflama ürünleri. Eğer hasta östrojen-progesteron hormon tedavisi görüyorsa, cerrahiden 1 ay önce bu tedavi kesilip tromboembolik riskler azaltılır.

Meme küçültme ameliyatı ağrılı mıdır?
İlk birkaç gün küçük ağrılar meydana gelebilir ancak bu ağrılar da küçük ağrı kesicilerle geçer. Zaten meme, vücutta deri eki şeklinde olduğu için hemen hemen hiç ağrı yapmaz.

Meme küçültme ameliyatı nasıl bir anestezi gerektirir?
Ameliyathane koşullarında gerçekleştirilen genel anestezi yapılır.

Meme küçültme ameliyatı ne kadar sürer?
Süre, memenin büyüklüğüne göre değişirken, genellikle 2-4 saat arasındadır.

Meme küçültme ameliyatının meme kanseri ile ilişkisi var mıdır?
Meme küçültme ameliyatı ile meme kanseri arasında bir ilişki yoktur. Meme kanseri riski, meme küçültme operasyonu ile artmaz, aksine azalır. Meme kanseri riskini yarı yarıya azalttığı iddia edilebilir. Operasyon esnasında çıkarılan parçaların patolojik incelemeye gönderilmesiyle elde edilen bilgiler ile hastaya yönelik takip bilgisi oluşturulur. Kanserli bölge varsa bu çalışmalar esnasında ortaya çıkar.

Meme küçültme ameliyatından sonra izler kalır mı?
Uygulanan tekniğe bağlı olarak memede birtakım izler kalır. Bu tekniğin seçiminde memenin boyutları ve kıvamı, cerrahın tercihi göz önüne alınırken; hastanın isteği de önemli bir unsurdur. Meme küçültme operasyonları her zaman izli bir operasyondur; izler başlangıçta pembe veya kırmızı renkli olurken zaman ilerledikçe iyice silikleşir. 2 veya 3 kesiden yapılacak olan kesiler memenin büyüklüğüne bağlıdır. Bunlardan birincisi memenin başını içeren renkli kısım çevresindeki dairesel iz, ikincisi bu renkli kısmın alt noktasından meme alt kıvrımına doğru uzanan dikine iz ve üçüncüsü çok iri memelere eklenen, kısa veya memenin alt kıvrımının eğikliği boyunca olabilen yatay izdir. İlk iki iz zamanla kaybolur ve fark edilmeyecek hal alır. Ancak yatay iz kaybolmaz. Meme kıvrımında kaldığı için hasta çıplakken fark edilmez. Memede ve başı çevresindeki renkli kısmın üst tarafındaki ciltte (dekolte bölgesinde ) hiçbir zaman iz bırakılmaz. Hastanın dış görünüşüne zarar verilmez. Ancak şu da belirtilmelidir ki, nadiren de olsa bazı hastalarda “hipertrofik skar” denilen iz kalmaya eğilim gözlenebilir. Bu hastalarda izler daha belirgin kalır.

Meme küçültme ameliyatında hangi teknikler uygulanır?
Sarkan alttaki deri fazlalığının çıkarılmasının yanında, meme kitlesinin oluşturan yağ dokusu ve süt bezleri azaltılır. Memenin iriliğinden dolayı gerilerek genişlemiş olan meme başı ve çevresindeki aerolanın çapı olması gereken normal boyutlara küçültülür. Aerola, memedeki en çıkıntılı yere taşınır. Normal olarak olması gereken de budur. Tüm bu işlemler sırasında meme başı ve çevre dokuları gövdeye bağlı ve sinir damarlarını içeren bir şekilde olduğu için hasta süt verme şansını kaybetmez. Bu işlemler sonrasında farklı üç yere dikiş konulabilir;
1- Meme başı çevresindeki renkli dokunun (areola) etrafında dairesel dikiş (periareolar)
2- Areola alt kenarından meme alt kıvrımına uzanan dikine konulan dikiş (vertikal)
3- Memenin alt kıvrımı içine yerleştirilen, kısa ya da boylu boyunca uzanan yatay dikiş (horizontal)
İki tip meme küçültme işlemi vardır. Memelerin şekil ve boyutuna, sarkan derinin miktarına ve deri ve yumuşak dokularının kıvamına bağlıdır. Birincisi, ilk iki dikişi içeren “vertikal” meme küçültme işlemi iken diğeri ise 3. kesiyi de dâhil eden ters T biçimindeki meme küçültme işlemidir. Bazen areola meme dokusundan tamamen ayrılır. (aşırı iri memelerde) Meme küçültüldükten sonra areola yeni yerine yerleştirilir. Bu nadir hastalarda meme başı his kaybı oluşabileceği gibi süt erme şansı da olmaz. Liposuction işlemi ise özellikle memenin dış taraflarına, meme küçültme cerrahisiyle birlikte uygulanabilir.

Ameliyat sonrasında hastada dren oluyor mu?
Hastalarda ameliyat sonrasında genellikle dren olmaz. Eğer konulursa da birkaç gün içinde alınır.
Vertikal mammaplasti nedir?
Meme başı ve çevresinde buradan aşağıya doğru uzanan bir iz söz konusudur. Zamanla fark edilmeyecek hale gelecektir. Memeler daha dik görünü kazanır. Operasyon sonrası üstü dolgun altı kesik görünümlü olan memelerin görüntüsü 1,5 – 3 ay içinde tabanı dar ve dik bir görünüm kazanır. Bazı nadir hastalarda görülen meme altında küçük bir potlu veya çukur oluşumu ise 3. Ayda lokal anestezi yapılarak düzeltilir.

Ters T şeklinde iz hangi durumlarda kalır?
Sık uygulanan bu yöntemde her üç iz de memede bulunur. Bu yöntem daha çok ileri yaştaki hastalarda görülür. Nedeni ise, ileri yaştaki hastaların memelerinin çok büyük veya asimetrilerinin çok, deri elastikliğinin fazla olmasıdır. Diğer yöntemlere göre bu yöntem ile daha büyük kitleler çıkarılabilir. Ameliyat sonrası vertikal yöntemlere göre memeler daha basık görünümde olacağından ikincil düzeltmelere pek gereksinim olmaz.

Liposuction uygulanıyor mu?
Uygulanabileceği hastalar, genç ve deri elastikiyeti olmayan sarkıklığı olmayan ve meme başları meme tepesinde bulunan hastalardır. Vertikal küçültmeler de memelerin yan tarafına uygulanabilmektedir.

Meme küçültme ameliyatı sonrası neler yaşanır?
Operasyondan sonra 4-6 saat geçince yemek yenilebilir. Hasta ayağa kaldırılır eğer herhangi bir problemi yoksa 1-2 saat içinde taburcu edilir. Hastanın kesi yerlerinde küçük pansumanlar vardır ve sütyen korse giydirilmiştir. İlk birkaç gün basit ağrı kesiciler alınabilir. Ağrı göğüs kafesi üzerinde olduğundan göğüs kaslarını çalıştıran hareketlerden uzak durulmalıdır. Hastanın, 2 yastıkla baş ve gövdesini yüksekte tutacak biçimde istirahat etmesi istenir. Hasta birkaç gün içinde rahat hareket eder hale gelecektir. Ameliyattan sonraki ilk haftada sigara kullanılması kesinlikle yasaktır. Öksürük göğüste ağrıya neden olurken aynı zamanda kanama riski de taşır. Hastanın operasyon sonrasındaki ilk hafta antibiyotik kullanması istenebilir. Ameliyattan 2 gün geçtikten sonra duş alabilir. Üç gün sonra kontrole gelmek zorundadır. İlk 3 hafta gece gündüz korse sütyen veya sporcu sütyeni takar. Meme başı etrafındaki dikişler bir hafta içinde alınır.

Ameliyatın komplikasyonları nelerdir? Ne gibi sorunlar yaşanabilir?
Meme küçültme ameliyatlarının ağır komplikasyonları yoktur. Ancak her türlü ameliyatta görülebilecek olan kanama, hematom, dikiş açılması, enfeksiyon, tromboemboli gibi komplikasyonlar görülebilir. Deride kayıp, areola ve meme başının kaybı, yağ nekrozu gibi komplikasyonlar ise oldukça nadir olarak görülür, çoğunlukla sigara içenlerde görülür.
Bazı asimetriklikler ise en sık görülen geç sorunlardandır. Örneğin, memelerin yeterince küçülmemesi, meme başlarının daha yukarıda veya yanlarda kalması bazı asimetrilerdendir. Ayrıca kötü yara izleri de en sık görülen geç sorunlar arasında sayılabilir. Özenli bir cerrahi ve düzenli bir planlama ile bu sorunlar çözülür.
Vertikal meme küçültmede dikey izin en alt kısmında deride kalan potluk, 3. Ayda lokal anestezi ile düzeltilir. Vertikal meme küçültmelerde memeler başlangıçta üstleri çok dolgun altları kesilmiş gibi görünürken, zamanla yerçekiminin etkisiyle üstteki doygunluk alta kayarak 1,5 – 3 ay içerisinde memeler normal dik şekline kavuşur. Ters T küçültmelerde biraz daha basık görünümde olan memelerde, hem iç ve hem de dış kısmında “dog ear” denilen küçük potluklar oluşma olasılığı vardır. Bu da yine lokal anestezi ile düzeltilir.

Meme küçültme ameliyatı kalıcı mı?
Çok belirgin bir kilo alımı, ya da kaybı olmadığı veya gebelik süreci geçirilmediği sürece memeler şeklini ve hacmini korurlar. Yer çekiminin ve yaşlanmanın da etkisiyle her memede olduğu gibi küçültülmüş memelerde de küçük bir sarkma olabilir. Yıllar sonra hasta memelerinden hoşnut olmayacak duruma gelirse bu küçültülmüş memelere “mastopeksi” adı verilen kaldırma işlemi yapılır. Başlangıçta memeler sık, şiş (ödemli) ve gergin iken 6 aya kadar iner ve son şeklini alır. 6 ay ve 1 yıl sonunda kontroller gereklidir.

Meme küçültme ameliyatı sonrası günlük aktivitelere ve sportif aktivitelere ne zaman başlanır?
Operasyon sonrası 3-4 gün içerisinde kendi işlerini kolaylıkla yapabilecek hale gelir. Yaptığı işin ağrılığına göre işine başlaması 1- 2 haftayı alır. İlk hafta araba kullanmamalıdır. İlk 3 hafta yürüyüş harici spor yapılmamalıdır. Kuvvetli kol ve göğüs hareketleri ve ağırlık kaldırma yapılmamalıdır. Bir süre hafif ağırlıklar kaldırabilir ancak cerrahına danışmalıdır. İlk günlerde yapılması sakıncalı olabilir. 1,5 aydan sonra artık her türlü fiziksel aktiviteyi yapabilir. İlk ay saunaya gidilmemesi gerekirken ilk iki hafta seksual aktivitelerden uzak durması önerilir. Daha sonrasında ise ameliyat edilen memeler açısından ameliyat sonrası 6 haftaya dek dikkatli olunması önerilir. İlk altı ay gebe kalınmamalıdır.

Trend Küpe Tasarımları

Merhaba trend küpe tasarımları ile sizlerleyiz. Yaza sayılı günler kala, çok güzel küpe tasarımları ile karşınızdayız. Bu yıl yine bol bol sallantılı küpeleri görmemiz mümkün, gecen yıl olduğu gibi. Galerimiz için birbirinden şık değişik farklı küpe modellerini sizler için derledik.
Şıklığın sırrı nedir diye sorarsanız, bu yıl küpe modellerinden geçtiğini söyleyebiliriz. Gecen seneye nazaran çok daha renkli, tüylü ve taşlı küpeler trend durumda. İş hayatında yerini koruyan halka küpeler biraz stil değiştirip taşlı küpelere yerini bırakacak gibi bu yaz. Bilindik iş kıyafeti olan klasik giyim tarzını biraz yumuşatacak biraz gösterişli yapacak, topladığınız saçlarınızla öne çıkacak olan bu şık küpeleri sizde çok beğenerek kullanacaksınız.

Gümüş küpeler, altın küpeler pırlanta uçlu küpeler ve elmas küpeler revaçta. Sallantılı küpeler genç bayanlara daha çok hitap etmektedir, spor kıyafetleri ile rahatlıkla kombinleyebilecekleri bu modelleri çok beğenecekler. Sadeliği seven bayanlar için de modellerimiz var, sade ama gösterişli küpe modelleri ile gece kıyafetleri veya gündüz kıyafetlerinizin üzerinde ince detaylarla abartıya kaçmayan modelleri çok beğeneceklerini umuyoruz. Klipsli küpelerin orta yaş grubuna hitap ettiği dönemler kapandı artık, modern ve çılgın tasarımlar her yaşa hitap etmektedir. Klipsli küpeleri tercih etmemizin nedenlerinden biride rahat takıp çıkarabilmektir. Abiye tarzı kıyafetlerde klipsli küpeler çok şık durmaktadır. Bijuteri tasarımcıları hayal güçleri ile bizleri şaşırtıyor, bazı küpelerin altının ağırlığını ve pırlantanın ışıltısını bünyesinde toplamış adeta. Galerimizde ki metal küpelerde hayli göz dolduracak nitelikte, özellikle genç bayanların tercih edeceği tarz olarak spor kıyafetlerle kombin yapılabilecek çok güzel modeller. Biz bayanlar her daim gideceğimiz ortama veya giyecekleri kıyafetlerine uygun mutlaka uygun şık veya modern takılar bulmayı mutlaka başarırız.

Zona

Zona hastalığı, cilt üzerinde kabartı ve kaşıntı olarak beliren deri döküntüsüne sebep olan ağrılı bir cilt hastalığıdır. Tıp dilinde zona, herpes zoster olarak tabir edilir. Halk dilinde ise zona genellikle gece yanığı olarak bilinir. Zona, ilk önce su toplar ve kabuk tutan kabarcıklar haline dönüşür. Belli bölgelerde deri döküntüleri ile bant veya kemer biçiminde bir görüntü oluşur.
Varisella zoster isimli virüs bilindiği üzere su çiçeğine sebep olan bir virüstür ve aynı virüs zona ya da sebep olur. Söz konusu virüs bedene girer ve beden içinde sinsice bekler. Vücut ne zaman bağışıklık sistemi güçsüz düşer o zaman bu virüs atağa geçer ve zona hastalığının oluşmasına sebep olur.
Zona sebepleri arasında çoğunlukla depresyon, yaşlılık, stres ve bir takım hastalıklar sayılabilir. Zona ağrısı son derece şiddetli bir ağrıdır. Zira zonaya sebep olan virüs, sinir köklerine yerleşir ve bu da şiddetli ağrıya sebep olur. Zona hastalığının en ağrılı olduğu bölgeler sırt, göğüs, karın, bacak, kol, kalça, boyun, baş ve yüz bölgeleridir. Zona da aynı yerlerde görülürken daha çok boyun bölgesi ve kalçalarda görülür.

zona
Zonanın Nedenleri
Zona sebepleri araştırılırken kişinin geçmişte su çiçeği geçirip geçirmediğine bakılır. Zira suçiçeği hastalığına sebep olan virüs bedene yerleştiği için, kişinin vücudunun savunmasız kaldığında harekete geçerek kişide bu sefer zona hastalığına sebep olur. Hastanın bedenindeki bazı sinirlere yerleşen bu virüs yıllarca kişiye hiçbir zarar vermeden öylece bekleyebilir. Bu sebeple zona olan kişilerin geçmiş öyküsüne bakıldığında suçiçeği geçirmiş olması ve zona hastalığından kısa bir süre önce de bağışıklık sisteminin zayıfladığını görmek mümkündür.
Zona hemen hemen her yaş grubunda görülebilir. Genelde 30 lu yaşlar ve 50 li yaşlarda görülen zona, bazen yaşlılık sebebiyle bağışıklık sisteminin zayıflamasından fırsat bularak ortaya çıkar bazen de genç kişilerde herhangi bir hastalık dolayısıyla kullanılan ilaçların bedenin bağışıklık sisteminin zayıflaması ile ortaya çıkar.
Bunların yanında zona olan kişilere bakıldığında hastalık öncesi ve zona olunan hastalık evresinde kişinin depresyonda olduğu, stres altında olduğu, travma geçirdiği gözlenebilir. Yani depresyon aslında zona hastalığını en çok tetikleyen faktördür. Stresli yaşam tarzı, stresli iş hayatı, aniden yaşanılan bir travmatik olay kişinin aniden zona hastalığına tutulmasına sebep olabilir.
Zona Tekrarlar Mı?
Zona, aslında tekrar eden bir hastalık olarak kabul edilmez. Yani kişinin her bağışıklık sistemi zayıfladığında zona tekrar edecek diye bir kaide yoktur. Ya da her suçiçeği geçirenin zona olacak diye bir kaide yoktur. Bunun yanında zona suçiçeği sonrasında ömür boyu sadece bir kez görülür.
Zona Bulaşıcı Mı?
Zona bulaşıcı bir hastalık değildir aslında. Sadece zona olan bir kişinin yaralarının üzerine dokunan kişi eğer daha önce suçiçeği geçirmemiş ise o kişiye suçiçeği bulaşabilir. Zira zona da zaten su çiçeğine sebep olan virüsün neden olduğu bir gerçektir.
Zona belirtileri nelerdir?
Zona belirtileri arasında en önemli faktör zona olan bölgelerde ağrı, kaşıntı, yanma ve karıncalanma hissidir. Kişi zona olmadan önce baş ağrısı çeker, halsizdir ve ışığa karşı rahatsızlık duyar. Çoğunlukla sırt ve boyunda görülen ağrılara, ateşsiz grip belirtileri eşlik eder ve akabinde içi su dolu kabarcıklar başlar sonrasında bu kabarcıklar kabuklanmaya başlar. Kırmızı ve farklı büyüklüklerde yara gibi duran zona, çoğu kez insanlar tarafından alerji sanılır. Ancak kişi zona belirtilerinin görüldüğü ilk gün beklemeden doktora gitmelidir. Zira zona tedavisi başarılı olması için hastalığın ilk 3 gününde müdahale etmek çok önemlidir.
Zona tedavisinde geç kalınırsa neler olabilir?
Zona belirtileri görüldüğü anda kişi doktora gitmelidir. Zira zona teşhis edilmez, ertelenirse ve zona tedavisine geçilmezse kişide işitme kaybı, görme kaybı, kasların oynatılamaması, enfeksiyon, yüz felci gibi ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Ayrıca zona tedavi edilmediğinde beyin veya iç organlara da zarar verebilir.
Zona Tedavisi
Zona tedavisi için, zona teşhisi hemen akabinde zona ile savaşabilecek bir ilaç tedavisine geçilir. Zona ilaçlar zona ağrıları, zona yanması gibi şikayetlerin ortadan kalkmasına fayda sağlar. Zona ağrısı ve zona yanmaları hissedilir hissedilmez ilk 3 gün içinde zona tedavisi başlamalıdır. Zona hastalığının erken teşhis edilmesi hastalığın bedene zarar vermesini engellemek için en önemli detaydır. Zira zona sinirleri etkileyen bir hastalıktır ve ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Zona tedavisi yapılırken, pansumana özen gösterilmeli. Çünkü düzenli pansuman yapılmazsa enfeksiyon kapılabilir. Zona tedavisi için en önemli detay hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan etken yada etkenlerin ortadan hızla kaldırılmasıdır. Zona olan kişilere bakıldığında genelde stresli yaşam tarzı, stresli iş hayatı içinde olanlar dikkat çeker. Zona tedavisi başladığında da kişinin evinde en az 3 gün yatarak dinlenmesi, stresten uzak durması, kişinin zona hastalığının tedavisinin hızlanmasını sağlar. Zona tedavisi için kullanılan ilaçların düzenli kullanılması, pansumanların düzenli yapılması, hastalığın daha hafif, daha ağrısız atlatılmasını sağlar.

Soğuk lipoliz

Soğuk Lipoliz – Dondurarak Zayıflama
Günümüzde istenmeyen kilolar hem erkekler hem de kadınlar için en belirgin sorunlardan biri. Günümüzde insanlar daha çok oturarak masa başı işlerde çalıştığı için, özellikle bölgesel kilolar en çok şikayet edilen kilo problemleri arasında yer alıyor. Son günlerde ise en çok tercih edilen soğuk lipoliz yöntemi istenmeyen bölgesel yağların yok edilmesini sağlıyor. Özellikle masa başı çalışanlar için göbek yağları, karın yağları için çok kolay ve çok kısa sürede yok edilmesini sağlayan soğuk lipoliz yöntemi kullanılıyor.
Soğuk Lipoliz Yöntemi Nedir?
Soğuk lipoliz yöntemiyle yapılan işlem, yağ hücrelerin dondurulması ile fonksiyonsuz hale getirilerek yok edilmesi olarak ifade edilebilir. Nitekim yağ hücrelerinin soğukla temas etmesi ile programlanmış hücre ölümüne girerler.
Soğuk lipoliz ile yağlardan kurtulmanın en büyük avantajı ise tek seans ile çözüm getiriyor olması. Soğuk lipoliz ile göbek yağları, yan yağlar, sezaryen sonrasında alt karın bölgesindeki deformasyonları, basenleri, özellikle iç bacaklardaki yağları yok edebiliyorsunuz. Üstelik de soğuk lipoliz nerdeyse % 40 kalıcı olarak yağlardan kurtulmayı sağlıyor. Her yaş grubundan hem kadınlara hem de erkeklere uygulanabilen soğuk lipoliz ağrısız, zahmetsiz, acısız tek bir seans ile fazla kilolardan kurtulmayı sağlıyor.
Soğuk lipoliz ile uygulama yapılan yerlerde hiçbir çökme olmuyor ve kalıcı olarak orantılı bir incelmeye ulaşılıyor. Liposuction gibi ağrı, acı, spazmlar, hematomlar görülmeden soğuk lipoliz yaptırabiliyorsunuz.

soğuk lipoliz
Soğuk Lipoliz yöntemi nasıl uygulanıyor?
Soğuk lipoliz uygulanırken cihaz önce size düşük derecede sıcaklık ile vakum masaj yapıyor ve özel aparatı sayesinde yağ hücrelerinin emilmesini sağlıyor. Bu şekilde de yağ hücreleri beden sıcaklığında izole ediliyor. Bölge ilk önce 45 dereceye kadar ısıtılıyor ve hemen akabinde hızla -5 dereceye düşürülüp, ortalama 1 saat bekletilerek yağ hücrelerinin geri dönüşümü olmaksızın yok olması beklenmektedir. Soğuk lipoliz kesinlikle hiçbir cerrahi müdahale gerektirmeyen bir yöntemdir. Ne ağrı, ne acı, ne iğne hiçbir sorun yoktur. Soğuk lipoliz yöntemi ile kesinlikle hiçbir doku zarar görmez. Ne sinirler, ne kas dokusu ne kemikler herhangi bir zarar görmez. Uygulama esnasında herhangi bir anestezi uygulanmaz. Bilirsiniz çoğu estetik ameliyat operasyonlarında genel anestezi veya lokla anestezi uygulanır ve bu çoğu kişi için istenmeyen bir durumdur. Soğuk lipoliz ile bu sıkıntıyı yaşamazsınız.
Soğuk lipoliz sonrasında kişi hemen günlük yaşamına dönebilir. Soğuk lipoliz uygulanan bölgede birkaç saat sürecek kadar hafif dereceli kızarıklık oluşabilir ancak bu tehlikesiz ve geçici bir sorundur.
Soğuk lipoliz yönteminin en güzel yönü de yarım saat ile 1 saat kadar sürüyor olması. Yani en fazla 1 saat içinde hiç acı çekmeden kalıcı olarak fazla yağlardan kurtulabilirsiniz.
Soğuk lipoliz ile fazla yağlara müdahale ettirdiğinizde en geç 4 ay sonra gözle görülür sonucu kalıcı olarak alırsınız.